Bursa’da 8-11 Ekim 2009 tarihleri arasında, önemli bir uluslararası toplantı gerçekleştirildi. 19. Kaleli Kentler Sempozyumu başlığı altında yapılan toplantıya, dünyanın çeşitli ülkelerinden yerli ve yabancı bilim insanları katıldı. Bursa Osmangazi Belediyesi, Çekül Vakfı ve Dünya Kaleli Kentler Birliği’nin ortak girişimleri ile gerçekleştirilen toplantının ana teması “Kaleler Kültürlerin Buluşma Noktası” idi.
3 gün süren bu sempozyumda 6 oturum yapıldı. Çağlar boyunca kaleler, Anadolu ve yakın çevre coğrafyasında kaleler, Türkiye Tarihî Kentler Birliği’nden uygulama örnekleri ve Dünya Kaleli Kentler Birliği’nden uygulama örnekleri sunuldu. Oturumlarda verilen bildiriler şu başlıkları taşıyordu:
Anadolu’da tarihöncesi dönemde savunma sistemleri
Batı Anadolu Tunç Çağı kaleleri ve Troia
Hitit döneminde tahkim edilmiş şehirler
Urartu krallığı ve kaleler
Bizans dönemi kaleleri
13. yüzyıl Selçuklu kaleleri
Mengücek kalesinde zaman ve mekân
Bursa kalesi
Balkanlar’da bazı Osmanlı kale-kentleri ve gelişimi Avloya, Anavarin, Vidin ve Silistre
İstanbul ve Çanakkale Boğazı kaleleri
Ortaçağ ve sonrası Van gölü havzasındaki kaleler
Irak ve Suriye kaleleri
Azerbaycan ve Türkmenistan kaleleri
Diyarbakır kalesi
Sinop kalesi
Alanya kalesi
Çanakkale’deki kaleler
Chester kalesi-İngiltere: Sur yıkıldığında yaklaşım ve fırsat
Lucca kalesi-İtalya
Bildiri başlıklarından da anlaşıldığı gibi tarihî kentlerin en önemli çekirdeği olan kaleler ve yaşadıkları sorunlar sempozyumda masaya yatırıldı. Toplantıda tarafımızdan sunulan bildirinin başlığı “Irak ve Suriye Kaleleri” idi. Bildiride ilk olarak Halep Kalesi ele alınmıştır. Suriye’nin ve belki de Orta Doğunun en görkemli örneği, hatta Ortaçağın da en ilgi çekici kalelerinden biri olan bu kaleyi görmek ve incelemek için iki defa Halep’e gitmiştim.
M.Ö. 3000'li yıllarda ilk yerleşmelerin gerçekleştiği Halep Kalesi, o tarihlerden günümüze kadar Selçuk, Roma, Bizans, Arap ve Osmanlı devirlerini geçirmiştir. Halep Kalesi 800’lerde yapılmış, ancak son biçimini Musul Atabeyleri Zengiler zamanında (13. yüzyıl) almıştır.
Mimarisi itibariyle kalede yer alan gizli güvenlik önlemleri ilgi çekicidir. Halep günümüzde bile otantik ve tarihi sokaklarını aynen koruyor. Şehir biraz bakımsız ancak tarihi eserler genelde kullanımda ve işlevsel olduğu için yaşıyor.
Halep, tarih boyunca önemli bir ticaret merkezi olduğu için pek çok çarşıya sahiptir.
Irak’taki kalelerin en ünlü olanları Telafer, Musul, Erbil ve Kerkük kaleleridir. Hille hariç, Irak’ın başkenti Bağdat’ta ve ülkenin güneyindeki kentlerde kale yok gibidir. Bu bakımdan bildiride ele alınan ikinci örnek Türkmen kenti Telafer’in ünlü kalesi ele alınmıştı.
Günümüze kadar varlığını koruyan bu kale, aslında örneği ve benzeri olmayan bir yapıya sahiptir. Sahrada bulunan bir vaha misali, uzun yıllar bölgede insanların sığınacağı tek bir kale işlevini görmüştür. Layard’ın 1850 yıllarına ait gravüründe Telafer kalesinin bu özelliği çarpıcı biçimde tasvir edilmiştir.
Musul’un Dicle tarafından ve diğer kara yönlerinden sur ile çevrili kalesinden günümüze fazla bir şey kalmamıştır. Yine Musul Atabeyliği Zengiler döneminde mükemmel biçimde berkitilen kalenin, Baştabya adı ile bilinen Dicle kıyısındaki parçası ayakta kalmıştır. Oldukça harap durumda olan Baştabya’nın acil biçimde restore edilmesi, Musul’un tarihi kimliği açısından önem taşımaktadır.
Irak’taki tarihi Erbil kentinin kalesi ise tuğla malzeme ile inşa edilen nadir örneklerden biridir. Restorasyon çalışmaları başlatılmış olan kale Erbil Atabeyliği Beytiğinliler döneminde son şeklini almıştır. Kentin ilk çekirdeğini oluşturan kale, Türkmen uygarlığının zengin dokusunu sergilemesi bakımından paha biçilmez değerdedir. Erbil ağalarının görkemli konakları ve zengin dekorasyonlu divanhane odaları ile konut mimarisinin eşsiz örnekleri olarak korunmaları ve gelecek kuşaklara aktarılmaları mutlaka sağlanmalıdır.
Bildiride ele alınan son örnek Kerkük kalesi idi. Geçmiş yıllarda en büyük kültürel kıyımına maruz kalan Kerkük kalesinde tarihî anıtlar ve 700’ün üzerinde geleneksel Türkmen konutu bulunuyordu. Ancak dozerle yapılan ve uluslararası teamüle aykırı biçimde yapılan tarihî eser katliamına hiçbir kuruluş ses çıkarmamıştır. 2003’ten sonra ayakta kalan az sayıdaki evler de ne yazık ki yağmalanmış, bazılarının kapı ve pencereleri sökülmüş ve kendi kaderine terk edilmişlerdir.
Sempozyumda kaledeki yapıların hâl-i pür melâlini gösterirken, özellikle kalitesiz biçimde restore edilen Gökkümbet’in giderek çini kaplamalarının döküldüğü, Danyal Peygamber Camisinin perişan haldeki durumu, özellikle 14. yüzyıldan kalma tuğla minaresi gözler önüne serilmiştir. Minarede ayrıca kullanılan sırlı tuğlaların da yer yer soyuluşu, şerefe korkuluklarının giderek dağılışı ve buradaki tahrip olan tarihî mezar taşları dikkatlere sunulmuştur. Bu hususta Bağdat’taki merkezî hükümetin Kerkük’e müdahale edemediğini, kente egemen olanların bu gibi kültürel ve sanatsal işlere karşı duyarlı olmadıkları, kentin imarına ayrılan bütçelerin çarçur edildiği ve yerine ulaşmadığı anlatılmıştır.
Buna paralel olarak uluslararası camianın Kerkük’e ve özellikle kaledeki tarihe eserlere sahip çıkmadığı, Erbil kalesinin restorasyonuna destek verildiği hâlde, Kerkük kalesine ilgi göstermeyen Unesco’nun da görevini ihmal ettiği vurgulanmıştır. Toplantıda bulunan Unesco temsilcisi, bir esere sahip çıkılması için o ülkenin resmî yöneticilerinin talebi olması gerekir diye savunma yapmıştır. Bunun üzerine merkezî hükümetten talep gelmediği hâlde Erbil kalesinin restorasyonuna Unesco sahip çıkmış ve destek vermiştir. Buna karşılık Kerkük’te, yapılan kültürel soykırıma Unesco neden seyirci kalmıştır, diye yöneltilen soruya yanıt verilmemiştir. Kerkük’te meşru bir yönetim olmadığı için, Unesco mutlaka müdahil olmak durumundadır. Yine de Türkmen aydınları olarak bu hususta mücadeleye devam edileceği dile getirilmiştir.