Buradasınız

Makale

Kerkük’te Güven Sağlanmadıkça… Irak’ın en güvenli ve en sakin olan şehri olan Kerkük, tarih boyunca kardeşliğin ve dostluğun da sembolü olmuştur. Münevver ve anlayışlı halkı arasında her zaman dayanışma ve yardımlaşma görülen Kerkük’ün halkı arasında hiçbir zaman kargaşa ve çatışma olmamıştır. Birinci Dünya Savaşından sonra Kerkük’te meydana gelen arbede, çatışma ve soykırımları, her zaman şehre dışarıdan sokulan fitne ve fesat odaklarından kaynaklanmıştır. İlk Katliam (4 Mayıs 1924/29 Ramazan 1342) Kerkük’te Türkmenlerin maruz kaldığı ilk saldırı 4 Mayıs 1924 tarihinde meydana gelmiştir. Bayram arifesine tesadüf eden pazar günü, Levy (İngilizce olan bu sözcük toplama, devşirme demektir) adı verilen Teyyarî (Asurî) askerlerinin başlattığı bu olaya halk yanlışlıkla Ermeni Davası (Kavgası) adını vermiştir. Bilindiği gibi Teyyarîlerin 15 Ağustos 1923’te Musul çarşısında işledikleri cinayetlerden sonra Kerkük’e sevk edilmişlerdir. Bu da aslında hükümetin bilerek veya bilmeyerek yaptığı hatadan kaynaklanmıştır. Ramazan’ın arife günüde yaşanan bu facianın kurbanları Türkmenler olmuştur. Böylece Türkmen halkının Bayramını zehir etmişlerdir. Gâvurbağı Katliamı (12 Temmuz 1946/12 Şaban 1365) İkinci Dünya Savaşından sonra Kerkük’te acı bir olay daha yaşandı. Kerkük Petrol Şirketinde çalışan işçiler ücret, çalışma ve hayat şartlarının düzeltilmesi için şirket yöneticilerine başvururlar. İsteklerinin ciddiye alınmaması üzerine işçiler, bu sefer isteklerini sıraladıkları dilekçeleri gazetelerde yayınlayarak kamuoyuna duyururlar. Daha sonra durumu protesto etmek için 1 Temmuz 1946 tarihinde topluca işi bırakırlar. Arkasından Gâvurbağı Meydanı denilen yerde her akşam toplanan işçiler, konuşmalar ve gösteriler yapmaya başlarlar. Ancak şirket yöneticilerinin isteği üzerine polis, greve ön ayak olanların bir kısmını tutuklar. Tutuklamalardan dolayı işçiler daha fazla galeyana gelirler. Polis güçleri grevi kırmak için 12 Temmuz günü işçilerin her akşam toplandıkları Gâvurbağı Meydanını kuşatma altına alırlar. Göstericilerin dağılmayacağını gören polis güçleri, otomatik silahlarla işçileri taramaya başlarlar. Gâvurbağı Katliamı olarak tarihe geçen bu üzücü olayda biri kadın, diğeri çocuk olmak üzere toplam 20’ye yakın sivil vatandaş can verir. Ertesi gün (13 Temmuz) ölenlerin hazin cenaze törenleri yapılırken halk hem hükümeti hem de şirket yöneticilerini lanetler. Kerkük Katliamı (14-16 Temmuz 1959) (8-10 Muharrem 1379)



Bize Göre Zirvede Kalabilmek Stephen R. Covey (1932 - 2012) adlı Amerikalı yazar ve teorisyeni çoğunuz okumuş veya duymuşsunuzdur. Saygın bir uluslararası liderlik otoritesi, aile uzmanı, eğitmen ve kurumsal danışman olan bir yazardır. Doksanlı yıllarda okuduğum “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” kitabı 38 dile çevrilmiş ve 15 milyonun üzerinde satışa ulaşmıştır. Okumayanınız varsa şiddetle tavsiye ederim. Tabii ki bu gibi önemli bir kitabı özetlemek çok zor olmalı. Ancak esas temas edilen 7 alışkanlığın başlıklarına göz atarsak ne demek istendiği anlaşılır. - Proaktif ol - Sonunu düşünerek işe başla



Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden YİNE KERKÜK YİNE KERKÜK Mahir Nakip mnakip@yahoo.com Tadı Kaçan Mesele Gerçekten Kerkük’ü konuşmanın, yazmanın veya tartışmanın tadı kaçtı. Geçen sayıdaki yazımız da Kerkük hakkında idi. 1918 yılından 2003 yılına kadar Araplaştırma, 2003 yılından 2017 yılına kadar da Kürtleştirme politikaları bu şehri sorunlar yumağı haline getirdi. 2007 yılında kadük olan Irak Anayasasının 140. Maddesi temcit pilavı gibi her fırsatta ısıtılıp bölge gündemine getiriliyor. Millî ve merkezi bir devlet otoritesi olmayınca Irak’ın her yerinde olduğundan bir kat daha fazla hadiseler bu şehirde cereyan etmektedir. 2003 yılından 2017 yılına kadar nüfus kaydırmaları, şehir nüfusunun 700 binden bir milyon 400 bine çıkmasına sebep olmuştur. İdari görevler tek tek Türkmenlerden alınarak önceleri Kürtlere, şimdi de Araplara verilmektedir. En son bir Türkmen olan Kerkük Üniversitesi rektörü görevden alınarak yerine bir Kürt getirilmiştir. 2014 yılının Haziran’ında DAEŞ bahane edilerek şehir güvenliği merkezi hükümetten alınmış ve Peşmerge kuvvetlerine teslim edilmişti. 25 Eylül 2017 Referandumu başarısız olunca şehir güvenliği tekrar merkezi hükümete dönmüştü. Ancak Adil Abdulmehdi Hükümeti kurulduktan sonra kapıdan çıkan güçler, bacadan girmeyi başardı. Referandumdan dolayı KDP ve KYB, ihtilaflı bölgelere dönme meselesi hariç, kaybedilen birçok hakkı geri alabildiler. Kerkük ve Tuzhurmatu’da istediklerini elde edemeyenler bu sefer şehirde patlamalar ve tahılları yakmalar başladı. İşin tuhaf tarafı ise KYB yanlısı medya bu yangınların arkasında, KDP Kerkük temsilcisi Muhammed Hurşid’in olduğunu iddia etmesidir. Bu olayların çoğu Türkmen bölgelerinde cereyan ediyor olması manidar ve düşündürücüdür. Zaten Kerkük’te her olay çıktıktan kısa bir süre sonra iki Kürt partisinin temsilcileri Kerkük’te güvenliğin sağlanamadığı ve dolayısıyla acilen Peşmerge güçlerinin şehre tekrar girmeleri gerektiğini vurgularlar.



Kerkük’ün Eski Tahrirat Müdürlerinden Abdurrahman Nafiz Efendi Ahmet TÜRKER Kerküklü hemşehrim araştırmacı ve yazar Dr. Cüneyt Mengü’nün “Osmanlı Arşivi Belgelerinde Kültür Merkezi Kerkük” adlı kitabı İstanbul’da 2012 tarihinde yayımlanmıştır . Bu kitabın Dokuzuncu Bölümünde, 33 Kerküklü Bürokratın hakkında arşiv belgelerine dayanılarak ayrıntılı bilgiler verilmektedir. Ayrıca aynı Bölümde 209’uncu sayfada, 280 Kerküklü Bürokratın doğum tarihlerine göre isim listesi yer almaktadır. Bu listede Dedem Abdurrahman Nafiz Efendi’ye 60’ıncı sırada yer verilmektedir. Esasen Dedeme ait arşiv belge sureti, değerli Kerküklü bilim insanı Prof. Dr. Suphi Saatçi tarafından T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığından temin edilmiş ve tarafıma bir süre önce tevdi edilmiştir . Burada Prof. Saatçi’ye bu hizmetten ötürü şükran borçluyum. Bu belgeye ek olarak, tarafımdan bir süre Devlet Arşivleri Başkanlığında çalışarak Dedem Abdurrahman Nafiz Efendi’ye ilişkin başka belgeler de elde ettim. Bu makalede, Kerküklü bir Türkmen bürokrat olan dedeme ilişkin bilgileri Kardeşlik Dergisinin değerli okurlarıyla paylaşmak isterim. Abdurrahman Nafiz Efendi, Resul Efendi’nin oğludur. H. 1271 (1855) Kerkük kasabası, Kale Hamam Müslüm (İslam) Mahallesi, Danyal Peygamber sokağında dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini sıbyan mektebinde yapmış ve daha sonra medreselerde Arapça ve Farsça dersler görmüştür. Tercüme-i halinde Türkçe, Arapça ve Farsça konuşur ve yazar, Kürtçeye de aşinadır denilmektedir. 1290 Muharrem ayında (1873) açılan sınavı kazanarak maaşsız olarak Kerkük Sancağı Tahrirat Kaleminde istihdam edilmiştir. 1291 Şaban ayında (1874) 80 Kuruş maaşa nail olup ve 1293 Şaban ayında (1876) 115 Kuruş maaşla Kerkük’ün Meclis-i İdaresi ikinci kâtipliğine tayin edilmiştir. 1296 Şaban ayında (1879) Kerkük, Bağdat Vilayetinden ayrılmış ve Musul Vilayetine bağlanmıştır. İlgilinin Meclis-i İdaresi ikinci kâtipliğinde maaşı 250 Kuruşa yükseltilmiştir. 1298 Muharrem (1880) maaşı 350 kuruşa yükseltilmiş ve 1298 Recep ayından (1881), Rebiyülahir 1299 (1882)’a kadar Meclis-i Vilayet başkâtip vekâletini yüklenmiş ve maaşına 200 kuruş ilave edilmiştir. Abdurrahman Nafiz Efendi, Kerkük Musalla Mahallesinin köklü ailelerinden Nalbant Seyyidler adiyle tanınmış Seyyid Salih’ın kızı Meryem hanımla evlenmiştir. Babaannem olan Meryem Hanım, Ankara’da uzun yıllar Türkiye Büyük Millet Meclisinde Şef olarak çalışan ve İstiklal Madalyası sahibi Şair Rauf Görkem’in halasıdır. Bu evlilikten ikisi erkek dördü kız, altı ço



Bir Kalem Erbabı Defterdar Erbilli Mehmet Latif Efendi II Nazım Terzioğlu nazimterzioglu@gmail.com Edebî Kişiliği İlk bölümde hayatı ele alınan Mehmet Latif Efendi’nin ne zaman şiir ve yazı yazmaya başladığı belli değildir. Ancak hayatı hikâyesinde de belirtildiği gibi düzenli bir eğitimden geçmiş ve uzun yıllar çeşitli devlet dairelerinde kâtip olarak görev yapması sayesinde şiir ve yazı yazmayı külfetsiz ve kolaylıkla başarabildiği anlaşılmıştır. O, ticari, ekonomik ve kültürel bakımdan Osmanlı İmparatorluğunun önemli merkezlerinden biri sayılan Selanik’te yetişmiş bir ediptir. Mehmet Latif, Selanik’te hem uzun bir müddet ikametinden dolayı hem de görevi gereği geniş bir çevre edinmiş, oradaki birçok devlet adamı ve kalem erbabıyla tanışma fırsatı bularak yakın ilişkiler kurmuştur. On beş günlük çıkardığı Mezra‘a-i Ma‘arif mecmuasındaki yazar kadrosunda da bunu izlemek mümkündür. Bunlardan eski şiir geleneğini devam ettiren devrin tanınan simalarından Osman Âgâh Paşa, Selanik’te Mekteb-i Osmanî Müdürü Muallim Sadî gibi şairlerle iyi münasebetler kurmuş, edebî musahabede bulunmuştur. Aşağıya alınan manzume, Mehmet Latif Efendi ile Âgâh Paşa’nın bir edebî sohbeti sırasında irticalen müşterek söyledikleri gazeldir. Gazel, ilk defa Mehmet Latif Selanik’te bulunduğu yıllarda Mezra‘a-i Ma‘arif mecmuasını çıkardığı dönemde eşzamanlı yayımlanan Gonca-i Edeb mecmuasında neşretmiştir. Âgâh: Gerçi devrinde çok içtik bâdesin sürdük demin Latif: Bezm-i dehrin görmedik hiç neş’e-i câm-ı Cemin



Editör’den Kardaşlık 21 Yaşına Girerken… Değerli Okuyucular, Kardaşlık Dergisinin Ocak-Mart 1999 tarihli ilk sayısıyla başlayan uzun soluklu yürüyüşümüz, Ekim-Aralık 2018 tarihli 80. sayıyla 20. Yaşını doldurmuş bulunmaktadır. Elinizdeki 81. sayı ile 21. Yaşına giren Kardaşlık dergisine daha nice yıllara diyoruz. Dergimiz 20 yıllık ömrüne neleri sığdırmış,



Bize Göre Sen Niye Burada Değilsin? Tanınmış ve çok manidar yazı ve göndermeler yazan bir gazeticeden duymuştum. Zamanında Amerika Birleşik Devletlerinde yeni sendika faaliyetleri başlarken toplum kitleleriyle idare temsilcileri ve polis güçleri arasında her zaman çatışma çıkarmış. Bu sıralarda New York’ta yaşayan Harry ve Donald isminde diyelim iki filozof arasında dostluklarına rağmen tutum farklılıkları var ve aynı istikamette düşünmezlermiş. Bir İşçi federasyonu gösterisinde yine karşı kar



Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Üzerine Pazarlıkların Bitmediği Şehir: KERKÜK Mahir Nakip mnakip@yahoo.com Geçmişin Hesabı Kerkük, petrol velvelesi başlamadan önce kendi halinde, hiç isyan yaşamamış, tamamen Türkmenlerden oluşan asude ve masum bir kültür şehri idi. Birinci Dünya Savaşında İngilizlerin Irak’a girmelerinin temel hedefleri Kerkük’ü işgal edip petrollerine hemen el koymaktı. Nitekim şehir ele geçer-geçmez petrol aramaları başlatıldı, kuyular kazıldı ve 1927 yılında da petrol üretimine başlandı. Kuşkusuz ki Kerkük’te petrol olmasaydı İngilizlerin iştahı kabarmayacak ve bu şehri belki de hiç işgal etmeyeceklerdi. 1935 yılında Başbakan Yasin El-Haşimi zirai bir proje bahanesiyle Havice çiftliğini kurarak Kerkük’te Araplaştırma politikasını başlatmış oldu. 1946 yılında proje bitti ve güneyden getirilen Ubeydi, Cuburi ve Hamdani (Sünni) Arap aşiretleri buralara yerleştirildi. Havice, 1965 yılında da ilçe haline getirilerek Kerkük’e bağlanmıştır. Saddam’la devam eden Araplaştırma politikası 1974-1985 yılları arasında zirveye çıkmıştı. Tuzhurmatu ve Kifri gibi Türkmen ilçe ve yerleşim bölgeleri Kerkük’ten koparılarak başka vilayetlere bağlandı.



Türkmen Dağarcığı Udî Celal Vendi Türkmen toplumu güzel sanatlar konusunda çok değerli şahsiyetler yetiştirmiştir. Türkmeneli bölgesi, özellikle musiki alanında her zaman varlığını ortaya koymuş ve önemli sanatçıların çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu değerli sanatçılardan biri de ut virtüözü Celal Vendi’dir. Asıl adı Celal Hüseyin Mehmet Ali olan Celal Vendi,



Her geçen gün yeni yeni Türkmen gazeteleri ve dergileriyle tanışıyoruz. Hele 2003 sonrasında Türkmen yayıncılığında bir patlama oldu, dersek yeridir. Ama ben bu yazıda yeni yayın organlarının adlarını vermekten ziyade, Irak Türkmen basınının dil problemi üzerinde durmak istiyorum. Ne de olsa dil basının en önemli iletişim aracı (malzemesi). Dergilerimizin,



Sayfalar