Buradasınız

Makale

Editör’den Türkmeneli Coğrafyasının Bekçileri Türkmen Gençleridir Suphi SAATÇİ Geçtiğimiz ayın başlarında (31 Ocak7 Şubat 2020) Türkmeneli bölgesine yaptığımız ziyarette yaşadığımız toprakların kokusunu bir kez daha içimize sindirerek dolaştık. Atalarımızın bu topraklara gelişi ve yerleşmesi elbette ki kolay olmamıştır. Geçmişimizin gençlerimiz tarafından bilinmesi ve bu konuda Irak’taki Türkmen varlığımızın hikmeti ve gerekçelerinin iyice anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Zira yaşadığımız Türkmeneli coğrafyasının, bazıları tarafından göz ardı edilmesine karşılık, yetişen Türkmen gençlerimizin ayak bastıkları toprakların gerçek sahipleri olduklarını bilmeleri gerekir. Unutulmamalıdır ki geçmişini bilmeyen toplumlar geleceklerini de inşa edemezler. Selçukluların İslam Dünyasına Hizmetleri Oğuzların Kınık boyuna mensup olan Selçuklu hanedanı, 1071 yılındaki Malazgirt Zaferinden önce, Sultan Alparslan’ın amcası Selçuklu Sultanı Tuğrul Beğ’in parlak ve güçlü devlet yönetimi sayesinde İslam dünyası Selçuklu Devletinin himayesine alınmıştı. Selçukluların 23 Mayıs 1040 tarihinde kazandıkları Dandanakan Zaferi’nin ardından, Merv’de topladıkları kurultayda alınan karar gereği, Tuğrul Bey’in imzası ile Bağdat’a Halife Kaim bi-Emrillah’a hitaben bir fetihnâme gönderilmişti. Selçuklu elçisi ile gönderilen bu fetihnâmede, bundan sonra adaletin geçerli olacağından söz edilmiş, Selçukluların eskiden beri halifeye duydukları saygı ve bağlılıkları bildirilmiştir. Tuğrul Bey’in mektubu hilafet merkezine ulaşınca



Bize Göre Dekart mı... Türk Hars ve Medeniyeti mi? Erşat HÜRMÜZLÜ Rene Descartes (Rene Dekart) Fransız bir filozoftu. 1696 yılında vefat eden bu filozofun ismi batı dünyasında bir sıfat halini aldı. Dekartizm dediğinizde bu dünyada açıklık, şeffaflık, aklı hakim kılmak, hurafelerden arınma ve basit ailelerdeki insanları etkisi altına alan, nesilden nesile hiç sorgulanmadan miras kalan destanlardan kurtulma demek oluyor. Doğrusu Dekart’da çok zulüm gördü. Kapalı akıllar ve cehalete gömülmüş olan yetkililerin dayatmasına dayanamadığı için başka âkil adamlar gibi Hollanda’ya kaçtı. Bir zaman sonra bu düşünür, fikirleri yayınlanınca eski asırların Arestotle ve Eflaton mertebesinde anılmaya başlandı. Dekartizme muhtaç olduğumuz bu coğrafyada ve bu zamanlarda bir de kendi kendimize soralım. Daha Dekart dünyaya gelmeden Türk-İslam medeniyetini şiar edinen desek daha iyi olur eski nesillerimiz bu öğretileri ortaya koymadı mı? Kur’an-ı Kerim’den feyz alan eski kuşaklarımız her şeye rağmen



Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Bakanlık mı İstersin Himmet mi? Mahir NAKİP Buğday mı Himmet mi? Yunus, derviş olup Emre’leşmeden önce Anadolu’nun kıtlık çeken bir köyünde yaşardı. Köyün ileri gelenleri Yunus’a, ¨Kıtlık köyün belini kırıyor, sen de köyün bir gencisin, Hacı Bektaş adında bir ulu kişi fukaraya buğday dağıtırmış sen de git bu ermişten bize biraz buğday getir¨ derler. Yunus uzun bir yolculuktan sonra varır Hacı Bektaş-ı Veli’nin ulu dergâhına. Huzura kabul edilir. Yolda yabandan topladığı bir torba alıcı (bir cins yaban meyvesi) hediye diye Hünkâra takdim eder ve söze başlar: - Köyümüz kuraklıktan kırılıyor, ekmeğimiz yok, unumuz yok, buğdayımız yok. Köyümüzün ihtiyarları bana dediler ki Hünkâr Hacı Bektaş kimseyi eli boş göndermez. Ailem ve köyüm için buğday isterim Hünkârım.¨ - Sana buğday yerine himmet versek? - Himmeti neyleyim Hünkârım. Köyümüz aç. Buğday isterim. - Ya getirdiğin her alıca karşılık iki nefes versek? - Himmetle, nefesle çoluk çocuk doyar mı Hünkarım? Bana buğday gerek. - Derviş can Yunus’a kağnısı yükünce buğday verin, karnını da doyurun ve uğurlayın. Yunus himmetle nefesin ne demek olduğunu anlamadan buğdayını alır sevinçle köyüne revan olur. Bir süre yol aldıktan sonra himmetle nefesin ne demek olduğunu anlar ve deli gibi geri döner Hacı Bektaş-ı Veli’ye... - Anladım himmeti ve nefesi Hünkârım.



Gazi Nakip’in Şiir Defterinden Mustafa Kemal Ahmet DENDENOĞLU Şairler daima ortaya koydukları eserleri arasından bir veya birkaç şiirle hatırlanırlar. Bunun Türk Edebiyatında en çarpıcı örneği sanırım “Süzme çeşmin gelmesün müjgân müjgân üstüne” mısraıyla başlayan gazelinin şairi Rasih’tir. Şairin ismi adeta gazeliyle özdeşleşmiştir. Irak Türkmen şairleri arasında da en belirgin örneği “Aynaya Baktım” başlıklı şiiriyle şöhret bulan Mustafa Kemal Dendenoğlu’dur denilebilir. Nitekim Dendenoğlu’nun şiiri, ses sanatçısı Abdurrahman Kızılay tarafından bestelenince Türkiye’de de bilinen ve çok sevilen şarkılar arasına girmiştir. Burada şair Mustafa Kemal diğer Türkmen şairleri gibi Gazi Nakip’in şiir defterinde çok beğenildiği Aynaya Baktım şiiriyle Perihan ve Son Günler başlıklı manzumeleri kendi kalemiyle hatıra olarak yazmıştır. Perihan Bu dünyada neyim var ki senden başka Perihan’ım Ne hastayım ne de yorgun ben aşkından perişanım Aşk şarabın içen günden bitmiyor ah u figanım Ben seni nasıl unutam adın kalbimde yazılmış O titreyen dudağından anladım ki aşk ateştir Yana yana küle döndüm sen yanmazsın kalbin taştır Benim gibi bir öksüze ta ölünce dert yoldaştır Harabeler meskenimdir zalim felek yuvam yıkmış Akar sular bulaklardan yeşil gözün daha çok saf Güle güle sana ettim malım değil kalbim ithaf Bağlamadan şu yaramı meğer sende yokmuş insaf Yazık yazık küçük yaşta bağrım yanık yüzüm solmuş Uzaklaşma baş ucumdan yavaş yavaş ellerim tut Gidiyorum gurbet ele daha dönemem beni unut Güneşimin karşısında eksik olmaz kara bulut Güller açmaz bülbül ötmez bağım bahçem viran olmuş Siyah zülfün pasban olmuş kızarmış al yanaklara Bal yerine zehir satar dertli mahzun aşıklara



Edebiyatın Büyük Kapısından Giren Küçük Yazar: İlâf Köprülü Mehmet Ömer KAZANCI “Kudde ile Konçuy” başlıklı bir hikâye vardır, okumuş musunuz bilmem? Okumayanlara şiddetle tavsiye ederim. “Kardaşlık” dergisinin 75. sayısında (2017) ve daha sonra Kardeş Kalemler dergisinin 136. sayısında (2018) yayınlanmıştır. Ben okuduktan sonra, sersem olmuş, başım dönmeye başlamıştı. Çağdaş hikâyeciliğin tüm unsurlarını içermesini bir yana bırakın, kurgu tarafı ağır basan destanî bir hikâye gibi görünse de, içerdiği simge ve göndermelerle bitmez tükenmez bir aşk hikâyesi, bizi, davamızı yakından ilgilendiren bir aşk hikâyesi. Hikâyede, tarihimizin önemli kahramanlarından biri olan ve Kudde adı verilen Kürşad, Ötüken yaylasında ava çıkmıştır. Ay yüzlü, güzel Koncuy adında bir kızla karşılaşır. İki genç ilk bakıştan birbirlerine gönül tutuştururlar. Orhun Irmağının kenarında gerçekleşen bir diğer karşılaşmada, iki genç sazlı ve sözlü olarak Kerkük’ün meşhur “men seni sevmişem allam allam” türküsüyle sevdalarını birbirlerine açıklar ve evlenirler. Tanrı dağlarında düğün dernek kurulur. Hikâye, Koncuy’un dilinden yazılan bir dize ile sona erer: “Sen gurbette Ötüken’de savaşan bir Kudde Ben Kerkük’ün küçük kızı ay yüzlü güzel Konçuy” Her bakımdan düşündürücü bir dize… Hikâye, iki sayfalık bir şey, fazla değil. Kim yazmıştır? Okumadan önce yazarın adına bakmış, fakat fazlaca önemsememiştim. Bitirince tekrardan baktım: Edgü Köprülü. Tanımadığım bir Türk yazarı olduğunu



Bilindiği gibi ekonomi biliminde her hangi bir mal veya hizmetin üretimi için bazı üretim faktörlerinin bir araya getirilmesi gerektiği açıklanmaktadır. Sözü edilen bu faktörler: sermaye, emek, toprak ve girişimdir. Bu faktörlerden emek ve girişim faktörünün üretimde payı çok büyüktür. Adı geçen bu iki üretim faktörü insanoğlu ile ilgilidir



Sayfalar