Buradasınız

HOCAM A. BİCAN ERCİLASUN’LA TÜRK DÜNYASI SOHBETİ

HOCAM A. BİCAN ERCİLASUN’LA TÜRK DÜNYASI SOHBETİ 1. Değerli Hocam, bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız? 1943 İzmir doğumluyum. 1967’de İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdim. Aynı yıl Atatürk Üniversitesinde Türk dili asistanı oldum. 1971’de Kars İli Ağızları – Ses Bilgisi adlı tezimle doktor unvanını aldım. 1969’da Kutadgu Bilig’de Fiil adlı tezimle doçentliğe yükseldim. 1986’da profesör oldum. 1967-71 arasında Atatürk Üniversitesinde, 1971-1986 arasında Hacettepe’de, 1986-2010 arasında Gazi Üniversitesinde çalıştım. 1993-2000 arasında Türk Dil Kurumu başkanlığı yaptım. 2010’da emekli oldum. Türk dili ve lehçelerinin bütün alanlarıyla ilgili çalışmalarım var. Köktürk tarihiyle ilgili bir kitabım da çıktı. Şimdi Oğuznameler üzerinde çalışıyorum. 2. Türk dili ve edebiyatı bilim dalına ve Türk dünyasının meselelerine ilginiz ne zaman ve nasıl başladı? Lise yıllarında, Atsız’ın Türk Ülküsü kitabını okuyunca başladı. 3. Türk dünyasının sınırları, başlıca Türk toplulukları ve Türk dilinin yayılma alanlarını nasıl anlamalıyız? Türk Dünyası, kuzeydoğuda Lena ırmağının Kuzey Buz Denizi’ne döküldüğü yerden, doğuda Moğolistan ve Çin içlerinden başlar; batıda Kosova’ya dek uzanır. Kuzey sınırları, Çuvaşistan ve Tataristan federe cumhuriyetlerinin kuzey sınırlarıdır. Güney sınırları, Afganistan, İran, Irak, Suriye ve Kıbrıs içlerine uzanır. Bu sınırlar içinde, nüfusları milyonu aşan Türk toplulukları doğudan batıya şunlardır: Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Türkmenler, Kuzey ve Güney Azerbaycan Türkleri, Irak ve Suriye Türkleri / Türkmenleri, Türkiye Türkleri, Başkurtlar, Kazan Tatarları, Çuvaşlar, Balkan Türkleri. Sahaların (Yakutların), Tıvaların, Karakalpakların nüfusları da yarım milyon civarındadır. Yukarıda saydığım ve nüfusları daha az olan bütün Türk boy ve toplulukları, yine yukarıda saydığım coğrafya içinde Türk dilinin çeşitli kollarını kullanırlar. 4. Türk dünyası ile tarihî ve kültürel bağlarımız nelerdir? Bütün Türk Dünyası, Asya Hunlarının çocuklarıdır. Türk Dünyası’nın en az % 90’ı da Köktürklerin çocukları. Uygurlar, Köktürklerden ayrı idiler. Ama Karahanlılar, Çengizliler ve Temürlüler çağında hepsi bir oldular. Çuvaşlar eski Bulgar Türklerinin torunlarıdır. Kazan Tatar Türklerinin ilk katmanında da eski Bulgar Türkleri vardır ama onlar daha çok Kıpçak’tır. Yani bütün Türk Dünyası aynı tarih köküne dayanır. Başta dil olmak üzere birçok kültürel ortaklığımız da var. Türk (Köktürk) bengü taşları, Kutadgu Bilig, Dîvânu Lugâti’t-Türk, Nevayi hepimizin ortak değerleri. Dede Korkut / Korkut Ata, Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan’da var. Bamsı Beğrek; Özbekistan’da Alpamış, Kazakistan’da Alpamıs, Altay Türklerinde Alp Manaş, Kırgızlarda Manas olmuş. Başkurtlarda da var. Nasreddin Hoca hemen hemen bütün Türk Dünyası’nda var. Âşık Garip, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre Balkanlar ve Anadolu’dan Irak’a, Azerbaycan’a ve Türkmenistan’a uzanır. Bunlar sadece bazı örneklerdir. Ortak kültür kodlarımız, davranışlarımıza, ruh hâllerimize dahi yansımıştır. Hiçbir Batılı, konuğunu bir Türk gibi ağırlamaz. Aynı şeylere güler, aynı şeylere yeriniriz. 5. Dünden bugüne, Türkiye’de, Türk dünyasıyla ilgili çalışmalar yapan kişi ve kurumlar hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz? Yirminci yüzyılın başındaki Türk Derneği ve Türk Ocağı ile işe başlayabiliriz. Türk Yurdu dergisinin Meşrutiyet ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında çıkan sayıları, Türk Dünyası ile ilgili haber, inceleme ve araştırmalarla doludur. Cumhuriyet döneminin ilk kurumu, İstanbul Üniversitesine bağlı olarak Atatürk tarafından Fuat Köprülü’ye kurdurulan Türkiyat Enstitüsüdür. Ardından 1930’ların başında Atatürk’ün kurduğu ve mirasını bağışladığı Türk Tarih ve Dil Kurumları gelir. 1936’da yine Atatürk’ün kurdurduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi. 1960’ların başında Alparslan Türkeş’in kurdurduğu Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. 1980’lerde Turan Yazgan’ın kurduğu Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı. Şimdi bütün üniversitelerimizde Türkoloji ile ilgili bölümler ve enstitüler var. Ayrıca Türk Dünyası’ndan gelip Türkiye’de yaşayan Türklerin kurduğu çeşitli vakıf ve dernekleri de anmam gerekir. 6. TDK’nin, 1983 öncesi ve sonrasındaki çalışmalarında Türk lehçelerine yaklaşımı hususunda ne söyleyebilirsiniz? TDK, Atatürk zamanında Türk lehçeleriyle ciddi olarak uğraştı. Atatürk, Rusya’dan gelmiş Türklere bazı önemli kaynakları tercüme ettirdi. Atatürk’ten sonra Türk lehçeleriyle ilgili çalışmalar yok denecek kadar azdır. 1983’teki yeni yapılanmadan sonra ilmî çalışma ve yayınlara ağırlık verildi. Türk lehçeleriyle ilgili pek çok yayın yapıldı. 7. Türk dünyasıyla ilgili kendi çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz? Doktorluk tezimle işe başladım. Kars İli Ağızları – Ses Bilgisi adlı tezimde Kars ağızlarıyla Azerbaycan ağızları arasında karşılaştırmalar yaptım. Arpaçay Köylerinden Derlemeler adlı ortak kitabımızda da Azerbaycan ağızlarıyla karşılaştırmalar vardır. 1977’de Bugünkü Türk Alfabeleri adlı kitabımı yayımladım. Türk Dünyasıyla ilgili birçok metni üç alfabe ile verdim. Sonra bu kitabı geliştirdim, eksik ve hatalarını düzelttim, Örneklerle Bugünkü Türk Alfabeleri adıyla yeniden yayımladım. 1990’ların başında Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü’nü yayımladık. Namık Kemal Zeybek Kültür Bakanı idi. Türk Dünyası’ndan katılan meslektaşlarımızla dokuz lehçeyi içine alan sekiz on bin kelimelik bir sözlüktü bu. Bu iki kitap ilk ihtiyaçları karşıladı. 1983’te Gazi Üniversitesinde Türk Lehçeleriyle ilgili master ve doktora tezleri yaptırmaya başladım. Hedefim her lehçenin bir veya birkaç uzmanını yetiştirmekti. Bu hedefe ulaştım. Bugün 20 Türk lehçesinin de uzmanları var. 1990’ların başında diğer üniversitelerde de bu işe başlandı. Hâlen devam ediyor. 1992’de Sema Barutçu Özönder DTCF’de, 1993’te ben Gazi’de Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümlerini kurduk. Bu bölümlerin sayısı şimdi bir hayli. Özellikle Türk Dil Kurumu Başkanı olduğum 1993-2000 yılları arasında Türk Dünyası ile ilgili birçok proje yürüttük; birçok ilmî toplantı yaptık. Fikret Türkmen’in yürüttüğü Türk Destanları projesinde 100’e yakın destan yayımlandı. 8. Türk dünyasının eski-yeni en önemli siyasi ve edebî şahsiyetleri arasında kimleri saymak gerekir? Bu şahsiyetlerin tanıtımına yönelik bugüne kadar neler yapılabildi, neler yapılamadı? İşte kitaplık bir soru. Nesimî, Fuzuli, Ali Şir Nevayi, Gaspıralı İsmail, Mirza Fethali Ahundzade, Abay Kunanbayoğlu, Ahmet Baytursunoğlu, Hüseyin Cavid, Celil Memmedguluzade, Sabir, Samed Vurgun, Abdullah Tukay, Çolpan, Mir Yakup Duğlat, Mağjan Jumabayoğlu, Muhtar Avezov, Aybek, Abdullah Kadiri, Bahtiyar Vahabzade, Elçin, Şehriyar, Bulut Karaçorlu Sehend, Cengiz Aytmatov, Anar… Bu konudaki ilk bütüncül çalışma, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nün çıkardığı Türk Dünyası El Kitabı’dır. TDK’de de Türkiye Dışı Türk Şiiri özel sayısı çıkardık. En iyisi ben yaptırdığım dört doktora tezini söyleyeyim. Hüseyin Özbay, Özbek şairi Çolpan’ı hazırladı. Ferhat Tamir Kazak şairi Mağcan Cumabay’ı hazırladı. Fatma Özkan Tatar şairi Abdullah Tukay’ı, Mehmet Kara Türkmen şairi Ata Atacanov’u hazırladı. Bu tezlerin hepsi basıldı. Şu anda Avrasya Yazarlar Birliği, hem Türk Dünyası edebiyatından birçok eseri Türkiye Türkçesine aktartıp yayımladı; hem de Türk Dünyası edebiyatlarıyla ilgili Kardeş Kalemler dergisini çıkarıyor. Türk Dünyası edebiyatıyla ilgili dergi yayıncılığının öncüsü Yavuz Akpınar ile İbrahim Bozyel’dir. Onların yıllarca çıkardıkları Kardaş Edebiyatlar dergisi hem gençlerin yetişmesine, hem edebî ilişkilere vesile oldu. Türk Dünyası edebiyatlarıyla ilgili daha pek çok isim ve yayın var, ama dediğim gibi bu kitaplık bir iştir. 9. Bu şahsiyetler arasında Gaspıralı İsmail üzerine biraz daha eğilmek gerekirse, onu bize nasıl tanıtabilirsiniz? Gaspıralı demek Dilde, Fikirde, İşte Birlik demektir; Türk birliği demektir. O bunu hem gazetesiyle, hem Cedit mektepleriyle gerçekleştirmek üzere idi. Sovyetler bu gelişmeyi engelledi. 10. Gaspıralı sonrasında Sovyetlerin Türk dünyasına yönelik politikaları hakkında bilgi verebilir misiniz? Çarlık Rusyası da Sovyetler de Türk Dünyası’nı parçalamaya yönelik politika güttüler. Çarlık döneminde bu iş daha çok teşvik ve propaganda yöntemleriyle yapılıyordu. Sovyetler döneminde merkezden alınan kararlarla zorla yapıldı. Alfabeler bölündü, lehçeler birbirlerinden uzaklaştırıldı. Türklerin birbirleriyle temasları engellendi. Tarihleriyle ilgili çalışmalar önlendi. 11. Sovyetler dışında kalan diğer coğrafyalardaki Türklerin, içinde bulundukları ülkelerin; mesela Irak, İran, Çin, Afganistan idarelerinin onlara karşı tutumu hakkında neler söylersiniz? Çin’in politikası, Sovyetlerle aynıdır. O da farklı alfabelerle Türk lehçelerini birbirlerinden uzaklaştırmaya çalıştı. Egemenliği altındaki Türk boylarını sürekli baskı altında tuttu. İran, Şahlık döneminde Türkçe yayınlara izin vermedi. İran İslam Cumhuriyeti’nde Türkçe yayın vardır, fakat Türkçe eğitim hâlâ yoktur. Irak da Türkçe yayınları kısıtlı tutmaya çalıştı. Zaman zaman yasakladı. Bir kısmına Baas rejimi taraftarı yayınlar yaptırdı. Fakat Irak’taki canlı Türk milliyetçiliği bütün bunları aşmayı başardı. Şimdi, yani ABD’nin müdahalesinden sonra Irak’taki sıkıntı, uluslar arası siyasetin bir konusu olmuştur. Oradaki Türklerin siyasi ve kültürel hukukları ancak Türkiye’nin ağırlık koymasıyla halledilebilir. Afganistan’da uzun yıllar yayın da öğretim de olmadı. Şimdi Türkiye’nin yardımıyla kültüre ve eğitime yönelik bazı kıpırdanışlar var. 12. Sizce Irak Türk(men)lerinin Türk dünyasındaki yeri nedir? Türkiye açısından nasıl bir önem taşır? Türkiye için siyasi önem açısından, diğer Türk yurtlarına göre bir fazlası veya eksiği var mıdır? Irak Türklüğü, Türkiye Türklüğünün bir parçasıdır. Çünkü yüzyıllarca aynı siyasi çatı altında yaşadık. Irak’taki Türk varlığı, Anadolu’dan önce başlamıştır; Abbaslılar dönemine dek uzanır. Akkoyunlular zamanında ve Safevilerin ilk yıllarında Irak Türkleri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Türkleriyle, Azerbaycan Türkleriyle aynı siyasi kaderi paylaşmıştır. 1535’ten 1920’lere dek Irak Türkleri, tıpkı Anadolu ve Balkan Türkleri gibi aynı siyasi uzviyet içinde bulunuyordu. İngiliz ne yaptı yaptı Irak Türklerini bizden ayırdı. Şimdi aynı işi bir başka Anglosakson devleti ABD yapıyor. Türk Dünyası’nı, Türk boylarını, ayrı ayrı Türk siyasi oluşumlarını ben birbirinden ayırmam. Benim için hepsi de aynı derecede ilgiye değer, aynı derecede kutsaldır. Tabii ki tarihte ve bugün her birinin oynadığı rol aynı değildir, fakat bu, araştırmacıların işidir. 13. Irak Türk(men)lerinden hangi şahsiyetlerle tanıştınız? Bu kişilerle olan ilişkilerinizden biraz bahseder misiniz? İlk tanıdığım isim Suphi Saatçi’dir. 1960’lardaki üniversite öğrenciliğim yıllarında Atsız Beyin yanında, Mustafa Kayabek’in antikacı dükkânında sık sık birlikte olduk. Aynı yıllarda Enver Yakuboğlu’nun Irak Türkleri hakkındaki bir konferansını dinledim. Horyatlar hakkındaki ilk kulak dolgunluğum, onun okuduğu Boğazlar / Kasap koyun boğazlar / Tanrı yer dağıdanda / Türk’e düştü Boğazlar ile başlar. Yine o yıllarda Osman Mazlum İstanbul’a gelmişti. Marmara Kıraathanesi’nde uzun uzun sohbet ettiğimizi hatırlıyorum. Ümit Akkoyunlu ile İstanbul’da da Ankara’da da sık sık görüştüm. Ziyat Akkoyunlu ile Hacettepe Üniversitesinde beraber çalıştık; Dîvânu Lugâti’t-Türk kitabını yıllarca birlikte çalışarak hazırladık. Ata Terzibaşı ile Ankara’ya geldiği zaman birkaç kez görüştüğümüzü hatırlıyorum. O, hocam Şükrü Elçin Bey’in yakın dostu idi; sık sık birlikte görüşürdük. Bir defasında bana Arzı Kamber Matalı’nı vermişti. Hidayet Kemal Bayatlı, Çoban Hıdır, Ümit Tokatlı, Ekrem Pamukçu, Eşref Buharalı gibi Türkoloji ve tarih doktorası yapmış arkadaşların hepsiyle tabii olarak sık sık görüştüm. Habib Hürmüzlü ile daha çok TDK başkanlığım sırasında görüştüm. İsmet Hürmüzlü ile Abdurrahman Kızılay ile uzun yıllar süren ahbaplıklarımız olmuştur. Şu anda Ankara’da yaşayan Irak Türklerinin aktif olanlarıyla çeşitli toplantılarda birlikte oluyoruz. 14. Irak Türkmen edebiyatında hangi şairlerin veya yazarların diğerlerine göre öne çıktığını söyleyebilirsiniz? Eskilerden Hicrî Dede, Nevres-i Kadim, Mehmed Sadık, Osman Mazlum. Salâh Nevres... Mehmet İzzet Hattat, Hasan Görem… Tabii Nesrin Erbil. Ve halk şiirinin büyük ismi Mustafa Gökkaya. 15. Kerkük-hoyrat: Bu iki kavram size ne anlatıyor? Kerkük demek hoyrat demektir. Hoyrat demek, Muçula demektir, Abdülvahit Küzecioğlu, Abdurrahman Kızılay, Mehmet Özbek demektir. Hoyrat demek, Türk Dünyası’nın; birbirinden ayrılan, kopan, parçalanan Türklüğün feryadı demektir; ağam demektir, paşam demektir. Hoyrat, Türk dilinin cinasta zirveye vurması demektir. Maninin yarattığı sürprizin cinasla katlanması demektir. Ve tabii hoyrat, Kerkük’ü; Kerkük Hoyratı hatırlatır. Ve bu iki kavram, yüreğimizde sızlayan teldir. 16. Türk dünyasında asimile olmuş Türk soylu kişi veya topluluklar var mıdır? Bunlar hakkında neler söylenebilir? Çoook… Çin’de, Hindistan’da, Arap dünyasında, Balkanlarda tarih boyunca milyonlarca Türk eridi. Eriyen eridi, ama şairin Kalan sağlar bizimdir dediği gibi erimeden kalan Türkler, tarihin en büyük ve ihtişamlı siyasi oluşumlarını yaratmayı bildiler. Tarihte Türk’ün dokunmadığı millet yoktur. 17. Sizce Türk dünyasında “Türklük” kavramı ve şuuru bugün istenen seviyede yaygınlaşıp benimsenmiş midir? Türk dünyasının farklı bölgelerinde bu hususta farklı anlayış ve algılardan bahsetmek mümkün müdür? Türk Dünyasında Türklük kavramı ve şuuru elbette istenen seviyede değildir; fakat gittikçe gelişmektedir. Irak Türk aydınları, ben bildim bileli Türk birliğine inanır. Bugün hem Kuzey hem Güney Azerbaycan’da on binlerce genç ve aydın Türk birliğinden yanadır. Daha yavaş ilerlemekle birlikte Türkistan ve İdil Ural bölgelerinde de Türk birliği fikri yayılmaktadır. Siyasiler bu işe ön ayak olmasa da alttan alta bu ülkü bütün Türk Dünyası’nı saracaktır. Sovyetlerde ve Çin’de yüz yıldan fazla bir zamandır, Türk boylarının ayrı millet oldukları fikrinin işlendiğini unutmamalıdır. Dolayısıyla Türk birliği fikrinin yayılmasının kolay olacağı gibi bir zanna kapılmamak gerekir. Zaten ülküler, çetin ve uzak hedeflerdir. 18. Türk dünyasında “birlik” ve “Türklük” şuurunun yaygınlaşması için sizce ne gibi adımlar atılmalıdır? İdeal olan siyasilerin bu fikre inanmalarıdır. Siyasiler inansa ve gereğini yapsa Türk birliği fikri çok kısa zamanda yayılır. Elçibey, bunun en güzel örneğidir. Kısa başkanlık döneminde Türklük ve Türk birliği ülküsü bütün aydınları sarmış, hatta Güney Azerbaycan’a da geçmiştir. Ancak böyle siyasilerin başa geçmeleri kamuoyuna bağlıdır. O hâlde halk ve gençler üzerinde çalışılmalıdır. Bunu da şuurlu aydınlar ve bunların oluşturduğu sivil toplum kuruluşları yapar. Türk cumhuriyetleriyle ilgili her türlü iletişim, iktisadi, kültürel, siyasi, turistik her türlü iletişim yararlıdır. Çünkü bu tür ilişkiler, benzer ve hatta aynı olduğumuzu somut olarak ortaya koyar. Hiçbir şey yapılmasa dahi sadece ilişkiler, eninde sonunda Türk birliği fikrini yayar. Fakat bu uzun vadelidir. Süreyi kısaltmak şuurlu aydınların işidir. Onlar örgütlenerek, ortak tarihimizi, edebiyatımızı, benzer yanlarımızı çalışmalarıyla göstermelidirler. İşte burada en büyük iş Türkologlara düşer. Dildeki, edebiyattaki, destan, fıkra gibi halk edebiyatı ürünlerimizdeki ortaklıkları en iyi onlar bildikleri için bu alandaki çalışmalarını artırıp kamuoyuna mal etmelidirler. 19. Türk dünyasında istiklal ve Türk birliği arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Milliyetçiliğin ilk merhalesi istiklaldir. Bir millet bağımsız değilse ilk hedef bağımsızlığa kavuşmaktır. İkinci hedef bağımlı kalan parçaların bağımsızlığa kavuşturulmasıdır. Şu anda Türk boylarının önemli bir kısmı, büyük çoğunluğu bağımsızdır. Fakat hâlâ bağımlı parçalarımız vardır. Batıdan başlarsak Balkan Türkleri, Suriye ve Irak Türkleri / Türkmenleri, Güney Azerbaycan Türkleri, Afganistan Türkleri, Uygurlar. Kuzeyde Çuvaşlar, Kırım ve Kazan Tatarları, Başkurtlar, Kuzey Kafkasya’daki Karaçay, Malkar, Nogay ve Kumuk Türkleri; Sibirya’daki Altay, Hakas, Tıva ve Saha (Yakut) Türkleri. Şimdiki hedef bunların bağımsızlığıdır. Son merhale bağımsız parçaların birleşmesi, yani Turan dediğimiz Türk birliğidir. Tabii, birlik için bütün parçaların bağımsız olmasını beklemek de gerekmez. Bağımsız olanlar kendi aralarında birlik kurabilirler. Bu, bağımlı parçaların hak ve hukuklarının korunmasında ve nihayet onların da bağımsız hâle gelmesinde daha ciddi bir güç oluşturur. 20. Türk dünyasının geleceğine dair neler söyleyebilir siniz? Türk Dünyası’nın geleceği aydınlıktır. 20. yüzyıldaki gidişten bu bellidir. 1922’de Türk’ün grafik çizgisi, en dip noktadan yukarıya doğru dönmüştür. Türkiye, Hatay, KKTC ile ve Türkiye’nin büyüyüp kalkınmasıyla çizgi, devamlı yükselişte olmuştur. 1990’lardaki bağımsız Türk cumhuriyetleriyle grafik çizgimiz hızlı bir yükselişe geçmiştir. Şu anda yine durulmuş gibidir. Ancak umumi seyir hep yukarıya doğrudur. Türklüğe ve Türk birliğine inanan gençler gittikçe çoğalmaktadır. Türk genlerinin işlevini yerine getireceğine ve Türk birliğinin gerçek olacağına derin bir imanla inanıyorum.