Buradasınız

Ahlakî Pragmatizm

Tags: 

Bize Göre Ahlakî Pragmatizm Erşat Hürmüzlü Bir görüşmede bana sorulan bir soru vardı, Türk dış politikasının en önemli ihtiyacı nedir, diye. Aslında vereceğim cevap sadece Türk siyasetinin dış politikası ile ilgili değil, çok genel; hatta Irak Türkmenleri de merak ediyorsa çok kapsamlı bir mefhum olmalıydı: Ahlakî Pragmatizm. Yanlış anlamalara mahal vermemek için, önce prgamatik düşüncenin ölçüsüne bir göz atmak lazım. Bazı analizlerde, pragmatizmin, ne pahasına olursa olsun çıkarların savunması anlamına geldiği söylenir. Bunun savunmasını yapanlar, gerçeklerin her şeyin çıkarlarımıza uyumu içinde saklı olduğunu iddia eder. Bunlara göre, eskiden Kabul görmüş olan prensiplerin mutlak gerçek olmadığı, hatta yanlış olabileceği bir hakikattir. Kalbi iman ve inanç ile dolu olan bizler ise, prensip ve sabitlerimizin olmazsa olmaz olduğunu ve çıkarlarımızla çeliştiği takdirde prensiplaerimizden yana tavır koyacağımız fikrini doğru buluruz. Ancak bir farkla: kendimize, ülkemize ve milletimize iyilik sağlayan sonuçlara varmak için karar verdiğimizde realist ve gerçekçi olmalıyız. Bu husus, devletler için olduğu kadar, fertler için de geçerlidir. Açıklayalım, yürüyorsunuz ve karşınıza akan bir nehir geldi. Karşıya geçmek için mola verip suyun durmasını mı beklersiniz, karşı tarafa geçmek için gereken araç ve gereçleri bulmaya mı çalışırsınız? O zaman bazı politikacılarımız neden suyun durmasını beklemeyi daha doğru buluyorlar. Tamam, işte durmayacağını biliyoruz ya.! İşte bireyler olarak da, Devletler olarak da gerçekçi politikadan vaz geçmemek kaydıyla doğrularımızı, prensiplerimizi ve sabitlerimizi korumamız gerekmekteditr. Suriye konusunda Türkiye’nin bir şey yapmadığını, neden müdahele etmediğini sorgulayanlar, işler sarpa sarınca Türkiye’nin ne hakla müdahele ettiğini sormaya başladılar. Her iki tarafın, kendi çıkarını düşündükleri için bu savunmaları yaptıkları aşikârdır. Bence Suriye’nin Dir’a, Şam, Halep ve Humus gibi şehirlerde sokaklara çıkan göstericinin kanı ile, emir kulu olan güvenlik görevlesinin kanı eşittir. Nihayet ikisi de Suriyeli, ikisi de akraba ve vatandaştır. Gösterilere çıkanlar inandıkları bir hakkı aramaya çıkmışlar, bir zulme dur demeye çıkmışlardır. Bugün Irak’ta ise yaşanan bir trajedidir. Hak aramaya çıkan ve sokakları dolduranlara karşı, ne pahasına olursa olsun kendi çıkarlarını düşünenler tarafından ve göz kırpmadan, vur emrini verenler tarafından öldürülebiliyorlar. Onlar saltanatlarını korumak için ahlakî olmayan bir pragmatik yola başvuruyorlardır. Peki buna karşı, Mısır’da olan bitenlere bir göz atalım. Mısır’da seçilmiş bir Cumhurbaşkanı vardı. Gerçi o seçimlerin göstermelik olduğuna inanlar çoğunluktadır, ancak bu bölgede genellikle olduğu gibi ortada bir gerçek var ve ülkenin başında bir Cumhurbaşkanı vardı. Yiirmi milyon insan sokaklara indi ve bu Başkan gitsin dedi, Başkan gitti. Yerine kim geldi? Mısır’ı bir buçuk sene idare eden Askerî Konsey geldi. Biz de onlarla konuştuk, Gençlerin iradesinin kazanmasını kutladık ve Demokrasinin faziletlerinden bahsettik. Arkasından bir seçim oldu, katılım azdı diyenler olsa da, demokrasi oyunu böyle oynandığına göre yeni bir Cumhrbaşkanı seçildi. Ancak bir yıl sonra yine yirmi milyon insan sokaklara indi ve gitmesini istedi. Başkan gitti. Askerin planıyla bunun böyle olduğu söylendi. Biz bunun doğru olmadığını ve zinhar Kabul edilemeyeceğini söyledik. Neden? Çünkü kendi gerçeklerimiz bir ayrım yaptı ve ön plana çıktı. Demokratik olgulara saygımızdan dolayı bu çağrıları yapıyorsak, bu tutum haklıdır, ancak her iki evrede yapılması gerekmez miydi?. İşte nehirde akan suyun durmayacağını bildiğiimiz halde niçin durup duraklayarak suyun kesilmesini bekledik? Anlayan var mı? Ahlakî Pragmatik düşüncemiz bunu doğru bulur mu? Muhakkak ki, halkların kabulü önemli bir ölçü olarak görülmelidir. Biz demokratik çözümlerden yana tavır koymaktayız. Ancak herkes bizim gibi düşünmeyebilir, bizim doğru bulduğumuz olguları da Kabul etmeleri gibi bir şart da olmadığına göre, nasıl bizim seçeneklerimizin saygıyla karşılanmasını istiyorsak ötekilerin kararlarına da saygı göstermemiz gerekmektedir. Biz kendi bahçemizi, çocuklarımız ve torunlarımızın mutlu olabilecekleri bir şekilde eker, düzenler ve tanzim ederiz. Ancak herkese, bahçenizi mutlaka bizim gibi düzenleyin diyemeyiz. Bu onların kararıdır. Bizden ilham almak isterlerse bu onların hakkı. Ancak dayatma ile değil, ikna ile , belki de örnek olarak yapılmalıdır bu. İşin özeti, prensip ve sabitleri bir tarafa bırakmadan gerçekçi olmak, gerçek çıkarlarımızı korumak ve yeni nesillere devretmek boynumuzun borcudur.