Buradasınız

Bize Göre Dekart mı... Türk Hars ve Medeniyeti mi? Erşat HÜRMÜZLÜ

Bize Göre Dekart mı... Türk Hars ve Medeniyeti mi? Erşat HÜRMÜZLÜ Rene Descartes (Rene Dekart) Fransız bir filozoftu. 1696 yılında vefat eden bu filozofun ismi batı dünyasında bir sıfat halini aldı. Dekartizm dediğinizde bu dünyada açıklık, şeffaflık, aklı hakim kılmak, hurafelerden arınma ve basit ailelerdeki insanları etkisi altına alan, nesilden nesile hiç sorgulanmadan miras kalan destanlardan kurtulma demek oluyor. Doğrusu Dekart’da çok zulüm gördü. Kapalı akıllar ve cehalete gömülmüş olan yetkililerin dayatmasına dayanamadığı için başka âkil adamlar gibi Hollanda’ya kaçtı. Bir zaman sonra bu düşünür, fikirleri yayınlanınca eski asırların Arestotle ve Eflaton mertebesinde anılmaya başlandı. Dekartizme muhtaç olduğumuz bu coğrafyada ve bu zamanlarda bir de kendi kendimize soralım. Daha Dekart dünyaya gelmeden Türk-İslam medeniyetini şiar edinen desek daha iyi olur eski nesillerimiz bu öğretileri ortaya koymadı mı? Kur’an-ı Kerim’den feyz alan eski kuşaklarımız her şeye rağmen, dünya dürtülerine aldırmadan bu fikirleri savunmadı mı? Bizim nesiller dayatılmış eğitim kurgularından kurtulamayıp ÖĞRENİM safhasına geçmediği için hem medeniyetimiz hem harsımızdan uzaklaşmaya başlıyoruz. Araştırma ve inceleme ruhunu aşılamadığımız kuşaklar şu anda kendi medeniyetimiz ve kendi harsımızdan uzaklaşarak taklitçi kuşaklara dönüşüyor. Bugün Kubbetü’s-Sahra Mescidi ile Aksa mescidini ayırt etmeyen nesillerimiz, sayısal veya sözel olarak bir çemberin kıskacına giriyor, kendisine dayatılan bilgileri hazmetmeye çalışıyor ve yaran meclislerinde bahsedilen konularla iktifa ediyor. Bugünlerde etrafınızda göreceğiniz, gazete manşetlerini bile okumayan; eline kitap almayan ve kitap tavsiye ettiğinizde yüzünü buruşturan, ancak söz tartışma minberine dönüşünce allame kesilip kitap yazma hevesini hiç yitirmeyen insanlarla dolu değil mi? Hiç kızmayalım lütfen, kızmak gerekirse kendimize kızalım. Değişen olay, batı dünyası ortaçağ kültürünü geride bırakıp ilim ve uygarlık gemisine binmişken Türk-İslam medeniyetini yüzyıllarca yaşatan bazı topluluklarımız “ZAMAN” ile ilgilenme yerine “AN” İle ilgilenmeyi seçtiler. Bunu daha da açmak için şöyle açıklayalım: bazı topluluklar uzun vadeli planlar yaparak ciddi adımlarla hedefe ilerlerken bizim çoğu topluluğumuz sadece söz gelişi iş işten geçtikten sonra kınama ve protesto ile yetiniyorlardı. Dikkat ediyor musunuz, herkes kendi mevkiinden davaya hizmet etmesi gerekirken, bizim bazı çevrelerimizde millî sporumuz başkalarına küfür etmek, ihanetle suçlamak ve küçümseme olmuştur. Bu ne kadar acı ise o kadar da gelecek bakımından tehlikelidir. Bizim ülkümüzde, yani Türk- İslam medeniyeti ve harsı birlikte yaşamak isteyenlerin yolu net ve açık olmalıdır. Hem realist ve gerçekçi, hem de bilim ve söz gelimi Dekartik olarak aklı ve mantığı tahkim etmek, fakat aynı zamanda millî kültürümüzden vazgeçmeden yeni kuşaklarımızı ahlakî değerlerle yetiştirmek durumundayız. Bunun en doğru yolu eğitim programlarımızı yeniden gözden geçirmek, insanlarımızı öğrenimi eğitime tercih etme yoluna yönlendirmek, gençlerimizi analitik çalışmalara teşvik edip tek kaynaklarının sosyal medya olmamasını temin etmekten geçer. Bütün bunları özümsemek durumuna geldi ğimiz zaman da tabii ki görevimiz bitmiyor. Kucaklayıcı bir çalışma ile bu fikirleri iç dünyamıza aksettirmek yetmediği için bu fikir ve hedeflerimizi hem başka topluluklara, hem de hür dünyaya açıklayarak bir sarsılmaz savunma hattımızı oluşturmamız gerekir. Bilmem anlatabildim mi?