Buradasınız

Irak Ne Zaman Devlet Olabilir?

EDİTÖR'DEN Irak Ne Zaman Devlet Olabilir? Suphi SAATÇİ Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı coğrafyasının bir parçası olan bugünkü Irak, İngiltere’nin uzun yıllara dayanan dış politikasının hedefinde bulunuyordu. Ticarî ve iktisadî menfaatleri açısından Irak, aslında dört yüzyıldan itibaren İngiltere’nin ana hedefi hâline gelmişti. İlk İngiliz ticaret gemisi 1635 yılında Basra limanına ulaşınca, İngiliz hükümeti bölgenin deniz yolu bakımından büyük bir ticarî potansiyele sahip olduğunu anlamıştı. Bundan dolayı İngiltere, ticarî ilişkileri ile menfaatlerini gözetmek üzere 1723 yılında ilk kez Basra limanında bir temsilcilik ofisi kurmuştu. Bu tarihten itibaren İngilizler ticarî aktivitelerini arttırarak genişlettiler. Sanayi devrimi ve Süveyş Kanalının açılmasından sonra İngiltere’nin ticaret hacmi ve ekonomik girdisi büyük çapta genişlemiş oldu. Irak’ın iç pazar olarak tüketimi yanında, bölge üzerinden İngiliz mallarının İran pazarını da ele geçirmesinde önemli rol oynuyordu. Özellikle 1911 ve 1912 yıllarında İngiltere’nin Basra ve Bağdat üzerinden elde ettiği ticaret geliri 3.100.000 pound sterlin hacmine ulaşmıştı. İngiltere Irak’tan buğday, hurma, mazı, deri ve yün ithal ediyordu. Bu tarihlerde Irak’tan Londra’ya yıllık değeri 30.000 Osmanlı lirası olan 11.000 ton pirinç ihraç ediliyordu. 19. yüzyılın sonlarında İngiltere ve Hindistan’a ihraç edilen hurmanın para değeri 277.000 sterline ulaşmıştı. Ticarî yatırımları kolaylaştırmak için İngiltere Irak’ta 3 banka açmış oldu. 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren İngiltere nehir ulaşımına yönelik yatırımlar yaptı. Dicle ve Fırat adlarında iki gemi inşa eden İngiliz Lunch Şirketi, Osmanlı Devletinden Irak sularında dolaşım izni aldı. Hindistan ile İngiltere arasında Basra Körfezi, İran ve Irak üzerinden telgraf hattının açılmasına İngiltere büyük önem verdi. 1864 yılında Irak’taki telgraf hattı Türkiye ve İran telgraf hatlarına Hanekin’de ve Basra Körfezinde Fav’da İngiliz memurlarının gözetiminde telgraf merkezleri kuruldu. İngiltere’nin dikkati 19. yüzyılın sonlarından itibaren Irak petrollerine çevrildi. İngiltere Irak’taki zengin petrol yataklarını işletme imtiyazını elde etmek için çabalarını yoğunlaştırdı. Bu hususta Alman hükümetinin sahnede yer alması yüzünden şiddetli bir rekabet başladı. Uzun çekişmeler ve rekabetlerden sonra İngiltere ve Almanya’nın Osmanlı Devleti üzerindeki baskılar sonucu Bağdat ve Musul petrollerini işletme imtiyazı elde edilerek Irak Petrol Şirketi kuruldu. Şirket hisselerinin dağılımı şöyleydi: %50 İngiliz/Fars (İran) Şirketi %25 Alman Ledcher Bank %25 Royal V. Cherchel Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine bu şirket, çalışmalarına başlayamadı. Bütün bunlardan da anlaşıldığı gibi İngiltere’nin Irak üzerindeki menfaatleri çoktu ve değişik alanlar üzerinde yoğunlaşıyordu. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce İngiltere’nin amacı Körfez Emirliklerinde yaptığı gibi Irak’ın güney bölgesini de himayesine ve tam bir egemenliği altına almaktı. Ancak dünya savaşının patlaması beraberinde yeni gelişmeleri doğurdu. Özellikle 1914 yazında Osmanlı Devleti’nin Almanya’nın yanında yer alma hususu İngiltere’nin Irak’taki menfaatleri açısından büyük bir tehlike arz ediyordu. İngiltere 3 yüzyıldan beri bölge üzerinde yürüttüğü politikasını tehlikeye düşürmemek için Hindistan’daki askerî güçlerini Irak’ın güneyini işgal için harekete geçirdi. Savaşın başlarında 6 Kasım 1914 tarihinde İngiliz askerleri Fav’a indi ve arkasından Hindistan’dan sevk edilen yeni güçlerle Basra işgal edildi. İngiliz güçleri Bağdat’a doğru yürüyüşünü ağır da olsa sürdürmeğe çalıştı. Ancak Kut şehrinde Halil Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun şiddetli savunma gücü karşısında İngiliz ordusu durakladı. Uzun süre kuşatma altında bunalan İngiliz ordusu 25 Nisan 1916’de General Towsend, üst düzey subayları ve 13 bin askeri ile teslim oldu. Ne var ki yaşanan bu hezimete rağmen bölgeye ye niden sevk edilen İngiliz ordusunun Bağdat’a doğru ilerlemesi devam etti. Nihayet 11 Mayıs 1917 tarihinde 1400 yıllık İslam şehri Bağdat düştü. İngilizler kuzeye doğru ilerleyerek işgallerine devam ettiler. Ancak Eylül 1918’de ateşkes ilan edildi. Bu tarihte İngiliz güçleri henüz Musul’a girememişlerdi. Osmanlı ordusunun daha kuzeye çekilmesi üzerine İngiliz ordusu, ateşkes anlaşmasına aykırı olarak Ekim 1918’de Musul’u işgal etti. İngiltere işgal ettiği bu toprakların sakinlerini yatıştırmak için 19 Mayıs 1917 tarihinde bir bildiri yayımladı. Bildiride İngiltere’nin işgalci olmadığı, bu toprakların esas sahibi olan halkını Osmanlı baskısından kurtarmak ve tek isteklerinin Arapların uyanarak kalkınması ve dünya milletleri arasında yerini alması olduğu vurgulanıyordu. İngiltere ile Fransa da Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda yayımladıkları bildiride savaşa girmelerinin sadece Arapları Türklerin elinden kurtarmak olduğunu, tek amaçlarının Başkan Woodrow Wilson’ın 8 Ocak 1918 tarihinde ABD Kongresinde yaptığı konuşmada değindiği 14 maddeden oluşan ilkeleri doğrultusunda, halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme özgürlüğünü uygulamaya yönelik olduğunu dile getirmişlerdi. Kısa süre içinde Irak’ta bir ulusal hükümet kurulacağını vaat eden İngiltere, bu hususta hiçbir adım atmayınca halk giderek tedirgin olmaya başladı. Böylece Osmanlı coğrafyasında yaşayan Müslüman halkların topraklarını işgal hareketlerini meşru bir gerekçeye dayandırmaya ve bununla Ortadoğu halklarını uyutmaya yönelik yayımlanan bildirilerin ve verilen vaatlerin kısa süre sonra tamamen yalan oldukları anlaşıldı. Bunu anlayan Irak halkı 1920 yılında, ülke genelinde yayılan büyük bir ayaklanma ile şahlandı ve İngiltere hükümetini büyük sıkıntıya soktu. Ayaklanmanın ilk kıvılcımları 30 Haziran 1920’de Rumeyse’de patladı. Kısa süre içinde ayaklanma süratle ülke genelinde yayıldı. Irak’ın çeşitli bölgelerinde İngiliz güçlerinin bulunduğu merkezler kuşatıldı. Necef ve Kerbela halkı da ayaklanmaya katıldı. Hille tehdit altında kaldı ve İngilizler Divaniye ile Semava’yı boşaltmak zorunda kaldı. Telafer halkı ayaklandı ve şehirdeki İngiliz kuvvetlerini ortadan kaldırdı. Ayaklananlar Bağdat-Basra demiryolunu kesti. Ayaklanma Diyale’ye, Erbil’e ve diğer bölgelere de sıçradı. İngiltere’yi büyük sıkıntıya sokan ayaklanmanın bastırılması kolay olmadı. İngiltere ayaklanmayı büyük zorluklar içinde bastırabildi. 1920 ayaklanması, İngiltere’nin Irak’ta yürüttüğü başarısız politikanın ve halkı tatmin etmeyen icraatın sonucu olduğu kabul edildi. İngiliz kamuoyunda da büyük tepkiye yol açan bu olay üzerine İngiltere’nin genelde sömürgeler ve özelde Irak üzerinde yürüttüğü politikaların gözden geçirilmesi istendi. İngiltere’nin Bağdat’taki siyasî hâkimi Sir Percy Cox, Britanya Hükümetinin Irak’ta ulusal bir hükümet kurma kararlığında olduğunu ilan etti. Bunun sonucunda 27 Ekim 1921 tarihinde, kurucu bir meclis yolu ile belirli bir yönetim biçiminin tespiti ve uygun bir anayasa taslağı hazırlanması için Abdürrahman elNakip başkanlığında geçici bir hükümet kuruldu. İngiltere’nin Ortadoğu siyasetini yeniden düzenlemek üzere 1921 yılında Kahire’de bir konferans düzenlendi. İngiltere’nin Sömürgeler Bakanı Winston Churchill’in başkanlığında yapılan konferansta Ortadoğu konularında büyük sorumluluk alanlar ve uzmanlar da hazır bulundu. Konferansa Irak adına İngiltere’nin Bağdat’taki siyasî hâkimi Sir Percy Cox ile danışmanı olan büyük istihbaratçı Miss Gertrude Bell katıldı. Irak’ın haritası bu konferansta tasarlanmış ve kaderi belirlenmiş oldu. Kahire’de yapılan Ortadoğu Konferansında Irak sınırları belirlendi ve ülkenin başına geçecek bir kralın atanması ele alındı. İngiltere, daha önce 1920’de Suriye tahtına oturtulan, ancak Fransızlar tarafından kovulan Emir Faysal’ı Irak’ın tahtına aday gösterdi. Arap isyanını başlatan Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal için İngiltere Irak’ta geniş tanıtım ve propaganda yaparak Faysal’ı halka sevdirmeğe çalıştı. İngiltere, göstermelik de olsa gerçekleştirilen ve olaylı geçen bir plebisit yaparak, daha önceden kararı verilen Faysal’ı Irak’ta kral ilan etti. İngiltere’nin tavsiyesi ile toplanan Bakanlar Kurulu 1920 Temmuz’unda ilan ettiği kararla Faysal’ın Irak’ın Kraliyet tahtına oturduğunu, ülkeyi anayasal, parlamenter, demokratik ve yasalara bağlı bir hükümetle yöneteceğini duyurdu.