Buradasınız

Editör'den

Editör’den Irak Ne Zaman Devlet Olabilir? II Suphi SAATÇİ suphisaatci@gmail.com 1920’de yapılan son Roma Konferansında Irak’ın İngiliz mandası altına girmesi kararlaştırılmıştı. Ancak bütün bunlar Irak’ın dünya ülkeleri arasında medenî bir devlet olduğunu göstermeye yeterli değildi. Ülkede geçerli olmak üzere 21 Mart 1925 tarihinde Irak Anayasası ilan edildi. Bu anayasanın metnine bakınca belki Osmanlı dönemi sonrası Irak’ta gerçek manada çağdaş bir devletin doğduğunu kabul etmek gerekir. Bu anayasanın “Milletin Hakları” başlığını taşıyan bölümünde yer alan maddelerini gözden geçirirsek, bugünkü Irak ile karşılaştırmak açısından yararlı olacaktır. Birinci Bölüm-Milletin Hakları 5. Madde: Irak vatandaşlığını kazanmak veya kaybettirmek özel yasa hükümlerine ile mümkündür. 6. Madde: Etnik kökeni, dini ve dili ne olursa olsun, hakları açısından bütün Iraklılar yasalar karşısında eşittirler. 7. Madde: Bütün Iraklıların kişisel özgürlükleri koruma altında olup buna kimse müdahale edemez, yakalanamaz ve tutuklanamaz; yaşadığı evini değiştirmeğe zorlanamaz, gözetim altına alınamaz. Yasalar dışında hiç kimse zorla silahlı güç altına alınamaz. İşkence yapılması ve herhangi bir vatandaşın Irak dışına sürgün edilmesi kesinlikle yasaktır. 8. Madde: Evler (haneler, meskenler) taarruzdan, müdahaleden masundur, yasaların tayin ettiği durumlar dışında girilemez, arama yapılamaz. 9. Madde: Herhangi birinin yargıya baş vurması engellenemez. Kanun gereği dışında o konu ile ilgili olmayan başka bir mahkemeye baş vurmağa zorlanamaz. 10. Madde: Mülk edinme hakkına dokunulamaz, bunun üzerine zorla kayıt konulamaz. Mal ve mülkler haczedilemez, kanun gereği dışında üretilen mallara el konulamaz. Ücretsiz iş yaptırmak, taşınır ve taşınmaz mallara el konulması kesinlikle yasaktır. Yasal ve kamu yararı olmadıkça, değeri adil (hakkaniyetli) biçimde bedeli ödenmedikçe hiç kimsenin mülkü elinden alınamaz. 11. Madde: Herkesi kapsamadıkça ve yasa gereği olmadıkça vergi ödeme zorunluluğu getirilemez. 12. Madde: Kanunî sınırlar içinde olmak koşuluyla bütün Iraklılar fikir ve görüşlerini özgürce bildirme, yayın ve toplantı yapma, dernek kurma veya bir derneğe girme hakkına sahiptirler. 13. Madde: Devletin resmî dini İslam’dır. Bunun gereği için Irak’ta çeşitli mezhep ve inanç sahiplerinin ibadet biçimlerine saygı duyulur ve bunlara dokunulamaz. Ülkede tüm inanç özgürlükleri güvence altındadır. Genel güvenliği ihlal etmedikçe ve kamu adabına ters düşmedikçe herkes kendi dinî adet ve geleneklerine göre ibadetlerini yapabilir. 14. Madde: yasalar çerçevesinde olmak kaydıyla herkes kişisel durumu veya kamuyu ilgilendiren konularda krala, meclis başkanına ve genel resmî kurumlara şikâyet dilekçesi veya layiha (görüş, tasarı) verme hakkına sahiptir. 15. Madde: Yasal çerçevede yapıldığı müddetçe posta, telgraf ve telefon haberleşme ve görüşmeleri gizli ve örtülü olup her türlü kontrol ve sansürden masundur. 16. Madde: Değişik etnik topluluklar, kendi özel dillerinde eğitim veren okullar açabilir. Ancak bu eğitim programı ülkenin genel müfredat programına uygun olmalıdır. 17. Madde: Özel bir yasa ile başka bir dil de kabul edilmedikçe resmî dil Arapçadır. 18. Madde: Iraklılar her türlü haklarını kullanmakta, işlerini ve görevlerini yapmakta özgürdürler. Devletin resmî görevlerinde ayrım yapılmaksızın herkes yetenek ve kapasitesine göre istihdam edilir. Özel yasa olmadan hükümet işlerinde sadece Iraklılar görev alabilir. Bundan antlaşma ve müteahhitlik işlerinde kullanılması gereken yabancılar istisna edilir. *** Bu anayasa ile Irak kraliyet döneminde giderek saygın bir dünya devleti olarak kabul gördü. İlerleyen yıllarda Sünnilerle Şiiler arasındaki entegrasyon süreci yaşanmış karşılıklı evlilikler ve ticaret ilişkileri olmuştur. 1928 yılına gelindiğinde 88 kişilik Irak parlamentosunda 26 Şii üye vardı. 1930 yılında Irak hükümeti bağımsız bir devlet olma yolunda İngiltere ile 25 yıllık bir anlaşma imzalarken, 1932 yılında Irak Milletler Cemiyetine bağımsız bir devlet olarak katıldı. 1933’te ölen Faysal’ın yerine oğlu Gazi kral oldu. Irak İkinci Dünya Savaşına girmedi ise de bütün İngiliz sömürgeleri gibi savaştan etkilendi. Daha sonraları Irak’ta yaşanan gelişmeler ülkeyi geri götürmeye başladı. 14 Temmuz 1958’de Irak ordusu, 23 yaşındaki Kral İkinci Faysal’ın da öldürüldüğü kanlı bir darbe ile yönetime el koyarak cumhuriyeti ilan etti. Ancak darbeci Abdülkerim Kasım da bir diktatör olduğu için, Irak’a İngilizlerden fazla bir hürriyet vermedi. 18 Kasım 1963’te ise Abdüsselam Arif karşı darbe ile başa geçti. Beş yıl sonra 17 Temmuz 1968’de de Baas Partisi yeni bir darbe yaparak yönetimi ele geçirdi. Saddam Hüseyin’in liderliğindeki Devrim Komuta Konseyi ve Sosyalist Arap Baas Partisi işbaşına geçti. 22 Eylül 1980’de başlayan Irak-İran savaşı ülkede yüzbinlerce insan kaybına, milyarlarca dolarlık zarara huzurun, barışın ve düzeninin bozulmasına yol açtı. Sekiz sene gibi uzun bir savaş sonunda, 20 Ağustos 1988’de ateşkes imzalandı. 1990 ortalarında Irak orduları Kuveyt’e girerek burayı işgal etti. Bunun üzerine başlayan Körfez Krizi petrol fiyatlarının artmasına ve ekonomik dalgalanmalara sebep oldu. ABDSuudi Arabistan’ın güvenliğini sağlamak için 500.000 asker, birçok Avrupa devleti de Basra Körfezine donanma gönderdi. Irak’a, Kuveyt’i boşaltmak için verilen sürenin bittiği 16 Ocak 1991 günü, Müttefik güçler askeri harekata başladı. Bir ay zarfında Irak mağlup olarak Kuveyt’ten çekilmek zorunda kaldı. Ateşkes antlaşması imzalanarak barış görüşmelerine başlandı. 2003 yılında yaşanan işgal hareketi ile Irak tarihinin en olumsuz dönemini yaşamaya başladı. Ülkede devlet otoritesi çöktüğü için siyasî kararlar, yapılmak istenen reformlar havada kaldı. Mezhep ve etnik çatışmaları yüzünden Irak kan gölüne döndü. Ülkede terör örgütleri devletin önüne geçti. Can ve mal güvenliği kalmadı; çocuklar ve insanlar parklarda oynayamaz hale geldi. Devlet yönetimi demokratik bir sisteme oturtulamadığı için siyasete ve yapılan seçimlere fesat ve hile karıştı. Hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet olağan işlerden sayıldı. Bu yüzden halk demokrasiden, gelecekten ve can güvenliğinden ümidini kesti. 2003 yılında 2020 yılına gelindiğinde ufukta parlayan bir ışık da kalmadı. İşin en vahim tarafı Irak’ın parçalanmasını sağlayacak bütün hazırlıklar Irak (Bremer) Anayasası ile garanti altına alındı. Irak’ta günümüzde yürürlükte olan Anayasa ile 21 Mart 1925 Anayasasını karşılaştırınca, doğrusu insan utanç duyuyor. Bu şartlar altında bir daha sormak gerekiyor: Irak ne zaman devlet olabilir? Yahut Irak halkı 21 Mart 1925 Irak Anayasası gibi bir düzene ne zaman kavuşabilir? Bu kadar medenî ve çağdaş bir anayasayı tekrar Irak’ta yürürlüğe koyacak bir kahraman veya kahramanlar bir gün ufuktan bir güneş gibi doğabilir mi? 1925 Anayasası gibi bütün katmanları kucaklayan bir Irak’ın tek bayrak altında toplanması mucizesi bir gün gerçekleşemez mi?

Yazar: 

Suphi Saatçı