Buradasınız

88 KARDAŞLIK

Editör’den Yüz Yıldan Beri Irak…

Editör’den
Yüz Yıldan Beri Irak…

Osmanlı döneminin ardından işgale uğrayan Irak yüz yıldan beri ne yazık ki gerçek demokratik ve özgür bir devlet olamadı. Bilindiği gibi 1920’de yapılan son Roma Konferansında Irak’ın İngiliz mandası altına girmesi kararlaştırılmıştı. O tarihten beri ülke dünya ülkeleri arasında medenî bir devlet olma yolunda mücadele etmiş olmasına rağmen, ne yazık ki her geçen gün daha da geriye gidiyor.

Irak’taki gelişmeleri ve böylesine bir gidişatın nereye varabileceğini anlamak için 1921 yılındaki Kahire Konferansı’ndan itibaren Irak’a çizilen kaderin grafiğini daha sağlıklı biçimde anlamak mümkün olabilir. Ortadoğu konusundan sorumlu büyük uzmanların, bu arada İngiltere’nin Irak’ın Siyasî Komiseri olarak atadığı Sir Percy Cox ve danışmanı Gertrude Bell‘in de katıldığı konferansa Winston Churchill başkanlık etmişti.

Konferansta, Temmuz 1920 tarihinde Suriye’de tahttan düşürülen Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal, Irak’ın tahtına oturtulma kararı alındı. İngiltere bunun için Irak’ın her yanında geniş bir propaganda kampanyası açtı. Buna paralel olarak göstermelik bir plebisit yapılarak, güya halkın olumlu oy vermesi sonucu Faysal’ın Irak’a kral olmasının uygun olduğu görüşüne varıldı. Bakanlar kurulu da İngiltere’nin tavsiyesi ile Temmuz 1921 tarihinde ilan ettiği kararla, yasalara bağlı kalmak koşuluyla anayasal, parlamenter ve demokratik anlayışta bir hükümetin başında Faysal’ın krallığını ilan etti.

İngiliz-Irak İlişkileri
Ülkede başlayan monarşi rejimi de Irak halkına yönetimde inisiyatif sağlamadı ve gerçek bir demokratik anlayış kazandırmadı. Her şey İngiltere’nin elinde idi. Ülkenin dış ilişkileri ve fiili yönetim Irak siyasî komiserinin elinde idi. İngiltere sadece krala ve hükümet üyelerine öğüt veriyordu. Her bakanın çok yüksek maaşlar alan İngiliz bir danışmanı vardı. Her şey bunların yönlendirmesi ile yürütülüyordu. Ayrıca genel güvenlik müfettişi, sağlık, gümrük, tarım, çalışma, sulama ve haberleşme gibi önemli kurumları direkt İngiliz memurlar yürütüyordu. İllerde de geniş nüfuza sahip İngiliz müsteşar ve danışmanlar kanalıyla yönetiliyordu. Bunların yetkileri Iraklı yerel yönetici ve memurların üstünde idi.

Bütün bu durumlar Irak halkının bağımsızlık isteklerini giderek arttırıyor ve yönetimden memnun olmadıklarını gösteriyordu. İngilizler ise halkın gözünü boyamak için Irak ile İngiltere arasında yeni bir antlaşma yapılacağını, böylece manda yönetimindeki siyasetin değişeceğini dile getirerek nihayet 1922 İngiltere-Irak Antlaşmasını gerçekleştirdiler. Ancak bu antlaşmanın da İngiliz sömürge siyasetinin görünüşte bir değişikliğini ifade ediyordu. Başka bir ifadeyle İngiltere bu antlaşma ile manda yönetiminin ne anlama geldiğini ve İngiltere’nin Irak’ta elini güçlendirmek için antlaşma eklerinde koyduğu başlıklardan da anlaşılıyordu: 1. Irak hükümetine İngiliz danışmanların atanması. 2. Irak Ordusuna yardım edilmesi. 3. Yabancıların korunması. 4. Mali işlerde ve 5. Dış ilişkiler konusunda Irak’a danışmanlık hizmeti verilmesi.

Anlaşma 20 yıl süreyle geçerli olması düşünülmüş, ancak 1923 yılında imzalanan diğer bir antlaşma ile bu süre 4 yıla indirildi. Ne var ki halk antlaşmanın içeriğine vakıf olunca itirazlar yükselmeğe başladı.

Bize Göre Ben, Sen değilim Erşat Hürmüzlü

Bize Göre

Ben, Sen değilim
Erşat Hürmüzlü

Tabii ki ben, sen değilim. O bakımdan ne ben senin gibi davranıyorum, ne sen benim gibi. Bu bakımdan muhtelif olma ve pozitif olarak birlikte yaşama sanatının birçok kuralı vardır.
Bunları belki duymuş, okumuşsunuzdur. Bu kuralları belki onlarcasına kadar genişletebilirsiniz. Ancak gelin en önemlilerine bakalım.

- Ben, sen değilim.
- Benim kanaat ettiklerime senin kanaat getirmen şart değildir.
- Mutlaka benim gördüklerimi siz görmeyebiliyorsunuz.
- Değişik fikirler, hayatta çok normal şeylerdir.
- Üç yüz altmış derece açısında görmen mümkün değildir.
- İnsanları tanımak, onlarla kavga etmek için değil; onlarla beraber yaşamak içindir.

Türkmen Dağarcığı 60 Yıldan Sonra Katliam Kitabı

Suphi Saatçi
Türkmen Dağarcığı
60 Yıldan Sonra Katliam Kitabı

Bin yıldan beri Irak’ta varlık gösteren Türkmenler, 14-16 Temmuz 1959 tarihinde korkunç bir soykırımına maruz kaldılar. Sadece Türkmenlerin veya Irak’ın değil bütün bir insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen bu facia “Meczeret Kerkük Temmuz 1959” Arapça başlığı altında kitaplaştı. Başlığının Türkçesi “Kerkük Katliamı Temmuz 1959” olan bu değerli çalışma Kerkük Vakfı tarafından yayımlandı. İstanbul’da (Birinci Baskı, Temmuz 2020) basılan kitap 495 sayfadan oluşmaktadır. Bu önemli kitabın İkinci baskısı ayrıca Kerkük’te yapıldı.

Türkmenlerin hafızalarında bütün canlılığı ile hâlâ yaşayan bu korkunç katliam, değerli Türkmen araştırmacı yazar Av. Habib Hürmüzlü tarafından kaleme alındı. Uzun yıllara yayılan araştırma çabaları sonucu ortaya çıkan bu çalışma, büyük bir emek ürünüdür. Yıllardan beri yürüttüğü araştırmaları sayesinde pek çok yazılı ve görsel belge ve kaynağa ulaşan Hürmüzlü, birçok anı ve raporu incelemiş ve sayısız canlı tanığın ifadesine başvurmuştur. Böylece yazılı ve sözlü katliam tasvirini büyük bir sabır ve serinkanlılıkla yazıya geçirmiştir. Ulaştığı ve masa üstüne yatırdığı her türlü yazılı ve sözlü bilgiyi süzgeçten geçiren yazar, bilimsel ve tarafsız yaklaşımı ile Kerkük Katliamını her yönü ve gerçek yüzüyle ortaya koyarak okuyucuya yansıtmıştır.

Çeşitli cepheleriyle konuyu ele alan Hürmüzlü, eserinin içeriğini ve konularını çekici başlıklarla zenginleştirmiştir. Bu bakımdan okuyucuların fikir edinmesi açısından öncelikle kitabın bölümlerinin başlıklarını gözden geçirmek gerekir.

Kitabın Birinci Bölümünde Kerkük Katliamı öncesi meydana gelen olaylar şu başlıklar altında ele alınmıştır: Katliam öncesi durum ve Irak Türkmenleri; monarşi döneminde Türkmenler; Katliam öncesi meydana gelen olaylar; Türkmenlere ait evlerde silah aramasında bulunulması ve evlerin mahremiyetine tecavüz edilmesi; Türkmenlerin silahlardan arındırılması ve güney bölgelerine sürülmeleri.

İkinci Bölümde karanlık günlerdeki olaylar anlatılmıştır: Katliam günleri; Kerkük Kalesinin bombalanması; Komünist ve Kürt Patilerinin katliama karşı tavırları; Katliamdan korkunç sahneler; Ata Hayrullah ve kardeşi İhsan’ın şehit edilmeleri; 14 Temmuz gününden önce şehit Ata Hayrullah Kerkük’e neden döndü? Muhtar Fuat’ın kızı Emel’in şehit edilmesi; Selahattin ve Mehmet Avcı kardeşlerin şehadeti.

KERKÜK SEVDALISI GÜNGÖR YAVUZASLAN’LA TÜRKMENELİ SOHBETİ

KERKÜK SEVDALISI GÜNGÖR YAVUZASLAN’LA TÜRKMENELİ SOHBETİ 1. Gazeteci gözüyle bize bir Türk dünyası penceresi açar mısınız? Neden Türk dünyası meselelerini basın yayın konusu yapma gereği duydunuz? Türk Dünyası için bir pencere açmak gerekirse KERKÜK penceresinden bakmak lazım. Bugün Türkiye’de, Azerbaycan’da ben Türk’üm demenin yanında, Irak’ta ben Türkmen’im demek o kadar derin ve manalıdır. Türk Dünyası meselelerini anlamak için atar damarlarına bakmak lazım. Telâfer ve Kerkük Türk Dünyasının atar damarlarıdır. Türkiye’de Türk Dünyası’ndaki gelişmeleri yeterince anlatan ve yayınlayan medya organı sayısı çok az. Yerelde devam eden gazetecilik çalışmalarımda bir Türk Dünyası farkındalığı olsun diye, Irak Türkmenlerinden başladım. Rahmetli Sadun Köprülü tanıştığımız andan itibaren, bana yardımcı oldu. Kerkük Vakfı ve Irak Türkleri Derneği hep yanımda oldu. Kerkük’ün Sesi Gazetesi büyüyerek bir Türk Dünyası medya çalışması oldu. Elbette Irak Türkmen Basın Konseyi çalıştayları da ilerlememize büyük katkı verdi. 2. Türk Dünyası’nda Irak Türklüğünün yeri nedir sizce? Irak Türk varlığı; derinliği olan bir mücadele sahası olsa da Irak Türkleri siyasal mücadelelerinde Türkiye ve Azerbaycan’dan başka hiçbir devletten üst düzey destek alamamışlardır. Daha çok kültürel yaklaşımlarla tanınan Irak Türkmenleri Anadolu’nun izdüşümü gibi Ortadoğu’da parlamaktadırlar; ancak Türk Dünyası’nda üst düzey bir Irak Türkleri bilinci oluşmamıştır. 3. Kerkük’ün Sesi gazeteniz hakkında bize bilgi verir misiniz? "Kerkük'ün Sesi" adlı gazetesiyle Irak'taki gelişmeleri ve orada yaşayan Türkmenlerin sesini Türkiye'ye duyuruyoruz. Kerkük'te Türkmenlerin yaşadığı sıkıntıları gündeme getirmek amacıyla yayın hayatına başlayan aylık gazete, 10 yıldır okuyucularıyla buluşuyor. Tirajı 5 bin olan gazete, Irak'taki Türkmen siyasiler, sivil toplum örgüleri ve araştırma merkezlerine de ulaştırılıyor. Irak'taki gelişmelerin duyurulması ve Türkmenlerin sesi olması amacıyla çıkarıldı. Gazete hem yurt genelinde hem de Kerkük'te okuyucuyla buluştu. Muhabirliği bazı aktivistler ve gazeteciler yapıyor. Son yıllarda okuyucularımız da artık gazetemizin muhabiri gibi mail veya telefon yoluyla haber aktarmaya başladı. Irak’tan, Kerkük'ten, Bağdat'tan, hatta Telâfer ve Musul'dan gelişmeleri aktarıyorlar. Biz de bu gelişmeleri medyamıza aktarmanın yanı sıra özel haber olarak gazetemizde yayımlıyoruz. "Kerkük'te dağıtımı, gönüllü gençler yapıyor." Kerkük'te gazetenin dağıtımını Türkmen gençler gönüllük esasına göre yapıyor. Yurt içi ve yurt dışında gazetemizi gönderdiğimiz kurumlardan, kişilerden herhangi bir ücret talep etmiyoruz. Derneklerimizin üyelerinin desteğiyle gazetemizi çıkarıyoruz. Kerkük'ün Sesi, Türkmenlerin ve Kerkük'ün sesi olmak için çıkardığımız bir gazetedir. Gazetemizi devlet büyüklerimize de arz ettik. Bunlardan biri de başbakanlığı döneminde Bartın'ı ziyaret eden Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'dır. "Sosyolojik anlamda kente çok şey kattı"

RSS - 88 KARDAŞLIK beslemesine abone olun.