Merhaba...

1997 yılında kurmuş olduğumuz KERKÜK VAKFI inandığımız davanın hizmetinde ilkelerimizin kurumsallaştığı bir yuva olarak düşünülmüştür. Bu Vakıf, her zaman insana dönük faaliyetlerin yapılacağı ve kalıcı hizmetlerin programlanacağı bir dava ve kültür ocağı kimliğiyle bir platform görevini üstlenmektedir.
Biz herkese ve her kesime eşit mesafede olup doğruların savunucusu olarak yolumuza devam edeceğiz. Bu doğrultuda da Irak Türkmenlerinin davası ve geleceği için çalışma kulvarında öncü olup herkesi kucaklayan bir konumda olacağız.
Yıllardır yayınladığımız KARDAŞLIK dergisinin yanında üç lisanda onlarca esere imza atan bu kuruluş herkesi hizmete çağırıyor. Yolumuzdan şaşmadan ve ilkelerimizden taviz vermeden bu yolun yolcusuyuz ve öyle de kalacağız.
Herkese merhaba.

   Erşat Hürmüzlü
Kerkük Vakfı Başkanı
 


Editör’den Ülkeler Parçalanarak Güçlenmez I

Editör’den
Ülkeler Parçalanarak Güçlenmez I

Osmanlı Devleti, kurulduğu günden beri, her din ve ırktan oluşan Osmanlı tebaasını Batı dünyasının saldırılarından korudu. Böylece İslam dünyasını uzun yıllar huzur ve güven içinde yaşattı. Osmanlı Devleti Balkanları da yönetimi altına alınca, orada yaşayan Hristiyan, Yahudi ve Müslüman halkları adaletle ve şefkatle himaye etti. Sırplar, Hırvatlar, Makedonlar, Arnavut ve Boşnakları bir arada yönetti. Etnik ve dinî kavga yapmalarına izin vermedi ve sağladığı güçlü otorite sayesinde 400 yıl huzur içinde yaşamalarını sağladı.

Batılılar Osmanlı’dan önce de düzenledikleri Haçlı seferleri ile Anadolu’ya yerleşen Selçuklu Devletini söküp atmak için yıllarca uğraşmıştı. Selçuklular ve daha sonra onun yerine geçen Osmanlılar, tarih boyunca Hristiyan dünyasının oluşturduğu Haçlı ordularını kırmaya çalıştı. İslam dünyasını tek bayrak altında yöneten Osmanlı’ya karşı gösterilen kin ve nefretin şiddeti her nedense bir türlü azalmadı.

Batılılar Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırmadan İslam dünyasına büyük darbe vuramayacaklarını biliyorlardı. Bundan dolayı Hristiyanlık dünyasının dinî duygularını istismar eden Batı dünyası, Osmanlı ve İslam düşmanlığını sürekli gündemde tutarak gizli ajandalar oluşturuyordu. Bu gizli ajandanın içinde bulunan en önemli madde ise, Osmanlı coğrafyasının sahip olduğu servetlerin ele geçirilmesi idi. İslam coğrafyasındaki yer altı ve yer üstü servetler, Birinci Dünya Savaşından yıllarca önce sömürgeciler arasında yapılan ittifaklarla paylaşımlar yapılmış, bunun için gerçekleşmesi için her türlü zemin hazırlamıştı.

Türkler Sırbistan’a gelmeden önce, Batılı Hıristiyanlar, Roma Katolik Engizisyonu, bölge halkına büyük zulümler yaptı. Genişleme eğilimiyle Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı olmayan herkes katledildi. Osmanlı yönetimi bölgeye geldiğinde hiç kimseye dokunmadı. Reayayı özgür kabul eden Osmanlı, Müslüman olsun veya olmasın, hiç kimseye zulmetmedi. Türkler bölgede yeni bir yönetim kurdular. Vergisini ödeyen herkes huzur ve güven altında yaşadı. Balkan coğrafyasında yaşayan bütün haklar Osmanlı yönetiminden memnundu.

Türkler Avrupa ve Balkanlar’dan çıkarıldıktan sonra savaşların ardı arkası kesilmedi. İç çatışmalar, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı vs. Birinci Dünya Savaşı’nda Roma Kilisesi Sırpları tamamıyla yok etmek istedi. Sırpların erkek nüfusunun üçte ikisi öldürüldü.
İkinci Dünya Savaşı'nda Sırplara yönelik zulüm zirveye çıktı. 1941-1945 yılları arasında Faşist ve Nazi destekli unsurların Sırplara karşı yürüttüğü etnik temizlik uygulaması tariflere sığmaz hale geldi. Açıklanan rakamlara göre Sırp tarafının toplam kaybı 1.000.000'dur (nüfusun yüzde 20'dir). Hırvatistan Bağımsız Devleti, Sırp halkının büyük çoğunluğunu Orta Çağ Engizisyonu yöntemleriyle öldürdü. Kısacası İkinci Dünya Savaşı sırasında 700.000 Sırp öldürüldü, 400.000'i göç etti ve 250.000'i de Katolik olmak zorunda kaldı.
Çok kanlı biçimde kurulan Tito’nun Yugoslavyası, ülkedeki etnik kimlikleri,

Bize Göre… Tarih Bilinci Taih bilinci milletleri ayakta tutan unsurlardan biridir. Şanlı bir tarihi olan ve insanlarca kabul gören bir tarihe sahip olan milletler her zaman sürükleyici ve lider konumunda olmuşlardır. Tabii ki bazı topluluklar, kendilerin

Bize Göre…
Tarih Bilinci

Taih bilinci milletleri ayakta tutan unsurlardan biridir. Şanlı bir tarihi olan ve insanlarca kabul gören bir tarihe sahip olan milletler her zaman sürükleyici ve lider konumunda olmuşlardır.
Tabii ki bazı topluluklar, kendilerine özgü bazı tarihî hadiseler de yaratıp, arkasından kendileri de ona inanan kitleler olma vasfına sahip olmuşlardır.
Fakat biz burada hakikî ve inanılır, hatta dosttan fazla düşmanca da bilinen tarihî süreçlerden bahsediyoruz.
Bizim insanlarımız da bu duygularla beslenmiş, zaferleri her zaman kutlamış ve acıları hiç bir zaman unutmamış bir konumda olmuşlardır.
Gençlik yıllarında, benim yaşıtım olan bazı arkadaşlarla bu konuları konuşurken, bazıları bunun ön planda tutulması gerektiğini ısrarla söyleyerek ve hatta eve kapanıp bir süre sadece bununla uğraşarak tarih bilincini parlatacak bir uğraşın içinde olmamı da her daim istemişlerdi.
O günlerde, Osmanlı döneminden önce de ne gibi menkıbeler ve aydın noktaların ön plana çıkarılması gerektiğine inanan bizler bu konuda bir adım atmak istedik.
O sıralarda Rahmetli tarihçi yazarımız Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi eserini yeni yayınlamış, ancak çok uzun ve detaylı olarak Osmanlı dönemine girmeden eski Türk tarihini de bilimsel bir şekilde inceleyerek okurlarına takdim etmişti.
Bizce bu bölümün Arapça da yayınlanarak hem Arap okurlara, hem de ted

Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Musibet Olmadan Nasihat Yaramıyor Mahir Nakip

Türkmeneli’nden
Türk’ün dilinden
Musibet Olmadan Nasihat Yaramıyor
Mahir Nakip
mnakip@yahoo.com
Durum Tespiti
Yazımızı, Kerkük Vakfımızın 1999 yılında yayım hayatına armağan ettiği Kardaşlık Dergisinin 100. Sayısına hasretmeyi düşünürken, Irak’ta Türkmenlerin geçirdiği seçim travması gündeme oturunca haliyle gözlerimiz seçimi yorumlayan yazılara çevrildi. Seçim üzerinden bir aydan fazla bir süre geçmesine rağmen hiçbir Allah’ın Türkmen kulu bu seçimde başarılı olduk diyemedi. Yani kimse seçim sonuçlarından memnun kalmamıştır.

Adetimizdir; suçu hep başkasında ararız yani hatalarımızı kabul etmektense, mazeret üretiriz. Eğer bir daha bu başarısızlığı tatmak istemiyorsak hatayı kendimizde yani hepimizde aramalıyız. Yani Siyasetçilerimiz, siyasî partilerimiz, sivil kuruluşlarımız hatta halkımız bile sorumsuz davranmış ve hataya düşmüştür. Atalarımız boşuna ¨bir musibet bin nasihatten evladır¨ dememiştir. Keşke musibet vuku bulmadan yapılan nasihatlerden hisse çıkarabilen bir toplum olabilseydik. Olamıyoruz çünkü kolektif akıl, millî bilinç, toplumsal sorumluluk ve uyumlu yaşama gibi çağdaş sosyal temerküzlerden pek haberdar değiliz. Belki de tek tesellimiz Irak parlamentosunda Türkmen vekil sayısının değişmemiş olması olacaktır. Ama vekillerin keyfiyetine bakarsak tablonun pek iç açıcı olduğu söylenemez. Bunu bir başarısızlık olarak görmekle beraber, ye’se de kapılmamak lazım. Ama muhakemesini yapıp sebeplerini de tahlil etmek ve bilmek de şarttır.

Pekiyi bu yeni seçim sisteminden kim daha çok faydalanabildi ve akıllı hareket etti? Sanırım hepimiz Sadr Grubu ile KDP’yi gösterecektir. Belli ki bu iki siyasî teşekkül akil insanlarını bir araya getirmiş ve önceki seçimlerde her şehirdeki bölgelerin ve mahallelerin oy potansiyelini çıkarmıştır. Arkasında en münasip kişilerin o bölgede aday olmasına karar vermiştir. Muhtemelen de her aday sadece kendi bölgesinde seçim propagandası yapmıştır. İşte kolektif akıl, ortak bilinç ve millî strateji buna denir. Buna mukabil plansız Şii ve Kürt partileri içerisinde hezimete uğramışların sayısı az olmamıştır. Biz de bu tedbirsizlerin başında geliyoruz. Çünkü bizim gerçekten vurdumduymaz ve aymaz olma lüksümüz yoktur.

Kara Tablo
Kerkük, Tuzhurmatı ve Erbil’de başarısızlık ayan-beyan ortada. Edebiyatı, sanatı, Türklüğü ve kahramanlığı ile tanıdığımız Tuzhurmatı’dan tek bir Türkmen vekil çıkmazken, bir Kürt vekilin çıkması utanılacak bir durumdur. Irak Türklüğünün kalesi olan Kerkük’te Araplar bile üç vekil çıkarırken Türkmenlerin iki vekil ve aynı bölgeden Kürtlerin de iki vekil çıkarması bir skandaldır. Genel Türk tarihi içerisinde müstesna bir yeri olan ve 1990-2003 yılları arasında Türkmen davasına ev sahipliği yapan köklü şehir Erbil’de Erbil kökenli asîl bir Türkmen’in aday olmaması ve bütün Türkmen adayların aldıkları oy sayısının bini geçmemesi hicap duyulacak bir durumdur. Her ne kadar Musul’dan toplam dört Türkmen vekil çıktıysa da bunun sadece birinin Telafer’den olması da düşündürücüdür. Pekiyi bu sekiz vekil arasından Türkmen davasına samimiyetle hizmet edecek kaç kişi çıkar diye sorarsanız ben diyeyim iki siz üç deyin. Keşke üçten fazla olsa da ben de siz de yanılsak. Pekiyi nerede hata yaptık? Soruyu ITC Yürütme Kurulu Üyesi Sayın Ali Mehdi’ye sordum, objektif cevaplar aldım:

1. Yeni Seçim Kanununda şehirlerin bölgelere bölünmesi,

TÜRKÜLERİMİZ KİMİNDİR? Önder Saatçi

TÜRKÜLERİMİZ KİMİNDİR? Önder Saatçi Yıllardır TRT radyolarında “Yurttan Sesler” imiz olan türkülerimizi dinliyoruz. Zaten TRT’den başka bir kanalda da türkü dinlemek pek mümkün değil. Anadolu’dan Trakya’dan, Kerkük’ten Azerbaycan’dan, bazen de Kıbrıs’tan… TRT sunucuları sundukları türkünün nereye ait olduğunu çoğu zaman bildirirler: Adana türküsü, Urfa türküsü, Kerkük türküsü, Azerbaycan türküsü, vb. Bu anonslar yıllarca duyula duyula türkülerimizi belli bir yöreyle özdeş kabul etmeye başladık. Bir başka deyişle, her türkü bir yöreye aittir, düşüncesi iyice zihinlerimize kazındı. Yalnız, bu anonslar dinleyicide şöyle bir anlayışın da oluşmasına sebep olmuştur muhakkak: “Bu türküyü yalnız o yörede çalıp söylerler, başka yerdekiler bunu bilmez.”. Peki, geçekte durum böyle midir? Yani, her türkü bir şehrin veya bir ilin sınırlarında mı doğup gelişmiştir? Mesela, Kerkük türküsü olarak bildiğimiz “Altun Hızma” yalnızca Kerküklülerin midir? Erbilliler, Tuzhurmatılılar, Kifrililer bu türküyü bilmez mi? Çalıp söylemez mi? Onunla coşup onunla eğlenmez mi? Yahut Adana türküsü dendiği zaman Adana iline komşu olan illerde yaşayanlar o türküyü bilmezler mi acaba? Ya da Kırşehir türküsünü Nevşehirliler veya Niğdeliler çalıp söylemezler mi ki?.. Anonslardaki bu tür ifadelerin dinleyicinin zihninde bazı yanlış anlamaların doğmasına sebep olması pek âlâ mümkün. “Azerbaycan türküsü” ibaresi ise diğerlerine göre daha makul görünüyor. Çünkü Azerbaycan çok geniş bir coğrafya. Güneyi de var kuzeyi de. O yüzden Bakü türküsü, Gence türküsü, Tebriz türküsü diye bir söz duymayız TRT sunucularından. Yıllar önce ünlü halk müziği sanatçısı ve derlemeci Dr. Mehmet Özbek’le yaptığımız bir röportajda, bize, radyoda çalıştığı yıllarda, anonsları “Irak Türklerinin türküleri, Azerbaycan Türklerinin türküleri, Balkan Türklerinin türküleri” şeklinde yaptırdığını söylemişti . Peki, yöreleri öne çıkaran sunuş tarzı nereden kaynaklanıyor? Belli ki TRT arşivlerine giren her bir türkü belirli bir il veya ilçeden derlenmiş, o yerleşim merkezinin adıyla da kaydedildiğinden oranın türküsü olarak tescil edilmiş. Nitekim gerek Muzaffer Sarısözen gerek Nida Tüfekçi 20. yy’ın ilk yarısında Anadolu’yu karış karış gezerek pek çok türkü kaydedip bunları notaya almış ve TRT arşivine kazandırmışlar. İşte ne olmuşsa orada olmuş. Her bir türkü derlendiği ilin adıyla anılır olmuş. Şimdi burada şöyle bir soru da akla gelmez mi? Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri illerin sınırları birkaç kere değişmedi mi? Bazı iller bölünerek yeni yeni iller kurulmadı mı? Bu yeni kurulan illerin türküleri yok mudur? Acaba yeni illere bağlanan ilçelerden birinden derlenmiş olan bir türküyü bundan sonra bağlandığı yeni ilin adıyla mı dinleyeceğiz? Elbette böyle bir şey akla yatkın değil. Zaten, türküler ağızdan ağza geçtiğinden, bunları belli bir yöreye mal edemeyiz. Tarih boyunca birlikte yaşayan Türkler türkülerini de birlikte çağırıp söylemişler, hatta, birlikte oluşturmuşlar. Öte taraftan, bir türkü hiçbir zaman doğduğu gibi kalmaz. Kalamaz da. Mutlaka birleri onun üzerine bir iki dörtlük eklemiş veya onun dörtlüklerinden birini, birkaçını unutup eksik de okumuş olabilir. Bu yüzdendir ki türküleri bazen farklı dörtlük sayısıyla dinleyebiliriz. Zaten, türkülerin zaman içinde daha başka değişikliklere uğradığını da bilmek lazım. Mesela, birbirine yakın ezgilerle ama farklı sözlerle de türküler dinleyebiliriz. Suphi Saatçi’nin “Kerkük’ten Derlenen Olay Türküleri” kitabında tespit etmiş olduğu “Plevne Türküsü” buna güzel bir örnek. Bu türkü TRT arşivinde, yöre belirtilmeden, üç dörtlükle, Kırcaali varyantında iki dörtlükle kayıtlıdır. Kerkük’te ise iki ayrı varyantı tespit edilmiş, her ikisi de üç dörtlük olmakla beraber sözleri tıpatıp aynı değildir. Aşağıda, biri TRT kayıtlarındaki diğeri Kerkük’teki varyantları sunuyoruz: TRT: Tuna Nehri akmam diyor Kenarımı yıkmam diyor Ünü büyük Osman Paşa Plevne’den çıkmam diyor Düşman Tuna’yı atladı Karakolları yokladı Osman Paşa’nın kolundan Beş bin top birden patladı

Ahmet Özdemir Abdülvahit Kuzecioğlu Bugün sesi, yorumu, yetiştiği Kerkük coğrafyasının kültürüne da

Ahmet Özdemir Abdülvahit Kuzecioğlu Bugün sesi, yorumu, yetiştiği Kerkük coğrafyasının kültürüne dayanan müzik birikimi, sesi, yorumuyla gönüllerde yer eden bir türkü sevdalısını, Abdülvahit Küzecioğlu’ndan söz edeceğim. Abdülvahit Kuzecioğlu 1925 yılında Kerkük’ün Musalla mahallesinde doğdu. Babası Ahmet Rıza, Kerkük’te küzecilik yani çanak-çömlek imalatı yaptığı için Küzeci Ahmet adı ile tanınmıştı. Küzeci Ahmet, güzel sesliydi. Bir yandan testi, küp, çanak, çömlek yaparken, diğer yandan hoyrat ve türküler okurdu. Onu yakından tanıyanlar Kesük, Muçula ve Nöbetçi hoyratlarını çok iyi söylediğini belirtirlerdi. Abdülvahit, küçük yaşta hoyrat ve türkülerle tanıştı. İlkokulda, yeteneği ve sesinin güzelliği müzik öğretmeni Namık Efendi’nin dikkatini çekmişti. Namık Efendi’nin kemanı eşliğinde, okuldaki bütün Türkçe marşları Küzecioğlu seslendirmişti. Abdülvahit Kuzecioğlu Molla Taha ve Molla Sabır gibi değerli hocalardan mevlüt dersleri almıştı. Etkileyici sesiyle Mevlüd-i Şeriflerde Kur’an-ı Kerim okuyordu. Ortaokuldayken öğrenimini bıraktı. 1944’te Irak Petrol Şirketinde işe başladı. Aynı yıl Behice Hanımla evlendi. Bu evlilikten Muhammet, İhsan, Murat, Ahmet, Cengiz adlarında beş oğlu Leyla, Runak, Cumbut, Perihan, Songül adlarında da beş kızı doğacaktı. 1952 yılında çalıştığı şirketin mesleki eğitim için onu Londra’ya göndermesi, Küzecioğlu’nun hayatında dönüm noktası oldu. Londra’da BBC radyosunun Arapça Servisinin Müdürü olan Naim Basri, onu BBC radyosuna davet etti. “Çok güzel ve güçlü bir sese sahip olduğunuzu öğrendim. Sizin sesinizden BBC radyosu için kayıtlar yapmak istiyorum,” dedi. Küzecioğlu Kur’an’dan ayetler okudu. Aynı radyonun Türkçe servisi için de Kerkük hoyratları ve türküleri kaydetti. O türkülerden birinin sözleri şöyleydi:

YURT ÖZLEMİ Abdülhey'im Mustafa Kejioğlu

YURT ÖZLEMİ Abdülhey'im Mustafa Kejioğlu

Yazar: 
Suphi Saatçı
Fiyat: 
40.00 TL

IRAK TÜRKMENELİ’NDEN KIBRIS’A 1964 TARİHLİ MEKTUP

Kaynakça: 1- Adsız (1996) İslam Ansiklopedisi. Cilt 14, Genç Kalemler maddesi, sayfa 21-23. Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul. 2- Ahmet Bozdoğan (2007) Birinci Yeni Lisan Makalesini Milli Edebiyat Akımının Bildirgesi Olarak Okumak. C. Ü. İlahiyat Fakültesi dergisi. X1/2, sayfa 251- 266. 3- Ata Terzibaşı (2005) Kerkük Matbuat Tarihi. Kerkük Vakfı, yayın nu: 14. İstanbul. 4- Ata Terzibaşı (2013) Kerkük Şairleri. Kitap 2, Ötüken, yayın nu: 1021, İstanbul. 5- Maarif Dergisi Koleksiyonu, 11 sayı. (11 Nisan 1329 – 7 Teşrinisani 1329) 6- Mehmet Ömer Kazancı (2011) Yeni Irak gazetesi, Türkmen Kardeşlik Ocağı, yayın nu: 24. Kerkük 7- Mehmet Ömer Kazancı (2019) Hışırtılar. TBA yayın nu: 2. Kerkük. 8- Nazım H. Polat (2020) Yeni Lisan'da Divan Edebiyatı Eleştirisi. Türk Dili. Yıl 69, sayı 821, sayfa 18- 29. 9- Önder Saatçi ((2020) Irak Türkmenleri İçin. Kerkük Vakfı, yayın nu:87. İstanbul. 10- Selahattin Sakı Vali ve Mehmet Hurşit Dakuklu (1980) Basın Tarihi. Kültür Bakanlığı, yayın nu:32. Bağdat. 11- Suphi Saatçi (1997) Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatı Antolojisi. Cilt 6, Azerbaycan- Irak (Kerkük) Türk Edebiyatı. Kültür Bakanlığı. Ankara.

Gazi Nakip’in Şiir Defterinden

Gazi Nakip’in Şiir Defterinden Hazırlıyan Nazım Terzioğlu Salah Nevres Irak Türkmen çağdaş şiirinin öncü şairlerinden biri olan Salah Nevres (Kerkük, 1941), hem hece vezni hem de serbest sitilde yazdığı şiirleriyle büyük bir beğeni kazanmıştır. Aynada Zaman (1972), Uzaktan Geliyorum (1980) Pencere (1989) ve Vatan Bende Yaşıyor (2010) adlı eserlerinde şiirlerini toplayan Nevres’in şiir uğraşı dışında yerli ağızla piyesler yazmış ve besteler yapmıştır. 1969 yılında doğum sırasında eşini ve çocuğunu kaybetmesinden şair derin bir üzüntü yaşamıştır. Bu acı olay, sanat anlayışı ve şiirleri üzerinde de büyük bir etki yapmıştır. Şair, Türkmen toplumunun başına gelen felaketleri ve kendi acılarının tazeliğini Gazi Nakip’in şiir defterinde yazdığı takdim yazısı ve şiirlerin seçiminde de kolaylıkla hissettiriyor. Gazi’ciğim, Ne yazayım bilmiyorum. Çünkü hatıra yalnız kâğıt üzerinde yazıldığı zaman çok gülünç oluyor. Yeter ki bir zamanlar beraber geçirdiğimiz mutlu veya kederli demler hâlâ da tütüyor gözlerimde. Gazi’ciğim, bu günler hep gamlıyım.. Artık hayata olduğu gibi değil da netice itibarıyla bakmaya başladım.

Kerkük vakfın'dan bir bildiri

Kerkük Vakfından Bir Bildiri .
Türkmen Kardaşlık Ocağı’nın kurucu başkanı ve Bağdat Şehir hastanesinin kurucusu Rahmetli Dr. Merdan Ali’nin hatıralarını kapsayan çalışma bize intikal ettirilince çok mutlu olduk ve yayınladığımız kitaplar serisinde 91. Sırada yerini almıştır.
Ancak Rahmetli Dr. Merdan Ali’nin oğlu ve iki kızı bu çalışmamızı takdirle karşılamakla beraber dağıtımının durdurulmasını istediler. Gerekçe olarak, bu çalışmayı bize ulaştıran aile fertlerinden birinin tek başına buna yetkili olmadığı ve bazı ilaveler yapma düşüncesinde oldukları gösterilmiştir.
Bu talebi yerine getirerek kitabın dağıtımını durdurmuş ve Türkmeneli bölgesine göndermeyi düşündüğümüz miktarı da göndermeme kararı alarak, konuyu onların kararına bırakarak gündemimizden düşürmüş bulunduk. Olayın boyutunu Rahmetli büyüğümüzün hatırasına saygı duyan Türkmen milletinin takdirine bırakıyoruz.

Sayfalar

Kerkük Vakfı RSS beslemesine abone olun.